Büyük Biraderden Mesaj Var: İdeolojinin Bir Önemi Yok! (çev. Alican Abut & M. Murat Öngel)

Özet

Özet

‘İdeoloji’ terimi birçok anlamda kullanılır ancak bir anlamıyla terim, halihâzırda var olan güç eşitsizliklerinin meşrulaştırılmasında sözcüklerin (ve diğer sembolik biçimlerin) rolüne işaret eder. Bazı kuramcılar ideoloji kavramının kullanışlılığını yitirdiğini iddia ederken, diğerleri bu anlamıyla ideolojinin devamlılığına dikkat çeker. İkinciler böyle yaparak, köklerini Karl Marx’ın çalışmalarında bulan bir ideoloji kritiği geleneğini devam ettirirler. Bu makalede yazar, bu geleneğin uluslararası hukuk biliminin güncel biçimleri için geçerliliğini ele almaktadır. Yazar ideoloji kritiği yöntem ve amaçlarının uluslararası hukuk çalışmalarına ilişkin bazı yaklaşımlarda yer aldığını gözlemlemekte, ancak uluslararası hukukçuların çalışmalarında ideoloji kritiğine, bu zamana kadarkinden daha merkezi bir yer vermeleri gerektiğini öne sürmektedir. İncelemelerimizin gücü, zorunlu görünenin nasıl tarihsel adaletsizliğe siper olduğunu, evrensel görünenin nasıl özel çıkarlara hizmet ettiğini ve rasyonel gibi görünenin nasıl yeniden dağıtım taleplerine karşı işleve sahip olduğunu gösterebilirse; o zaman uluslararası hukuk bilimi sadece dünyayı yorumlamada değil, onu değiştirmede de şimdiye kadarkinden daha aktif bir rol oynayabilir.

Abstract

The term 'ideology' is used in many senses, but in one sense it refers to the role of words (and other symbolic forms) in legitimating subsisting inequalities of power. While some theorists contend that the concept of ideology has outlived its usefulness, others point to the persistence of ideology in this sense. In doing so, the latter reassert a tradition of ideology critique that has its roots in the work of Karl Marx. In this article, the author considers the relevance of that tradition for contemporary forms of international legal scholarship. She observes that the methods and objectives of ideology critique are reflected in some approaches to the study of international law, but argues that international legal scholars would do well to make the critique of ideology more central to their enquiries than they have done to date. If the thrust of our analyses was to show how that which appears necessary entrenches historical injustices, that which seems universal serves particular interests, and that which purports to be rational functions as an argument against redistributive claims, then international legal scholarship might come to play a more engaged part than hitherto, not just in interpreting the world, but also in changing it.

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top