Sayı 14

#
14
2021/Aralık

Dünya tarihinin son dönemine damga vuran toplumsal ve siyasal gelişmeler, özellikle de içinde yaşadığımız küresel salgın günleri ise, yoksulluğu felsefe ve sosyal bilimler ışığında bir kez daha ele almayı gerekli kılıyor. Günümüzde yoksulluk, toplumun yalnızca belirli bir bölümünü değil, neredeyse tümünü yakından etkileyen kaçınılması güç bir olgu haline gelmiş durumda. Çağrı metnimizde de belirttiğimiz gibi; emeğiyle geçinen insanlara daha az ücret ve daha ağır çalışma koşullarının dayatılması ve bunun öğretmenlik, avukatlık, hekimlik, akademisyenlik gibi eskiden güvenceli görülen mesleklerde dahi dramatik biçimde gözlemlenmesi, yoksulluğun öncesine göre çok daha fazla yaygınlaşmış olduğunu ifade ediyor. Kıdem tazminatı, işsizlik maaşı, çocuk ödeneği, sosyal güvence gibi pek çok kazanımın dünya çapında ortadan kaldırılmaya çalışılmasının; esnek çalışmanın yaygınlaşması ve dolayısıyla çalışma saatlerinin belirsizleşmesinin, beraberinde boş zamanın işgalinin ise, yoksulluğu hayatlarımızdan çıkarmanın önündeki en önemli gündelik engeller olduğunu söyleyebiliriz. Kadın emeğinin ikincil olarak nitelenmesi, “ev içi emek”in yok sayılması, etnik ayrımcılık nedeniyle belirli kökenden insanların ve göçmen emeğinin ucuz emek-gücü olarak değerlendirilmesi ve çocuk emeği sömürüsünün giderek artması, yoksulluğun kapitalist üretim tarzının yapısal bir unsuru olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Dahası, küresel salgınla birlikte uzaktan/online çalışma koşullarının yerleşikleşmesinin bir sonucu olarak çalışanlara daha az ücret ödeme eğiliminin kuvvetlenmesi, binlerce insanın süresiz olarak ücretsiz izne ayrılmaya zorlanması, tüketici borçları altında ezilen insan sayısının giderek çoğalması ve beraberinde yoksulluk intiharlarının artışı, yoksulluğun hâlâ üzerine düşünülmesi gereken en yakıcı gündemlerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Tüm bu sayılanlara, toplumu kuşatan yoksulluğu ve yoksunluğu giderek derinleştiren başkaca olgular eklemek de mümkün: Mahremiyetin ihlali; eğitim, sağlık ve kültür hizmetlerine erişimde eşitsizlik; temiz ve sağlıklı hava, gıda, su ve çevre imkanlarına fiyat biçilmesi ve çoğu insanın bunlardan mahrum kalması; güvencesizlik; sömürü ve ayrımcılığa dayalı göç politikaları ve daha pek çok nicesi… Yoksulluk gerçekten de maddi yaşamın üretimine ve bölüşümüne bağlı olarak ortaya çıkan çok boyutlu yoksunlukların bir bütünlüğünü ifade ediyor. İşte, bu farkındalıkla bizler, ViraVerita E-Dergi’nin 14. Sayısında yer alan değerli yazar, çevirmen ve hukukçularla birlikte, yoksulluğun bu çok boyutlu doğasına ışık tutmayı amaçlayan çalışmalara bir katkı sunabilmeyi amaçlıyoruz.

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top