Durkheim’dan Hareketle Daha “Sosyal” Bir Sosyal Psikoloji Anlatımı

30.03.2015  /  İdil Atabinen  /  Etiketler: psikoloji, sosyoloji

Bu yazının temelinde psikolojik bilgi ve araştırmanın disiplinler-arası çalışmadan yararlanarak üretilmesi gerektiği ve sosyal psikoloji tarihinde gerçekleşen en önemli şeyin sosyal psikolojik araştırma konusunda fikir ayrılıklarının doğmasıyla oluşan kriz olduğu savları yatmaktadır. Bu savlara destek olması için Durkheim gibi bir toplumbilimcinin düşünce ve eleştirilerinden yola çıkan bir okuma yapmayı düşündüm. Durkheim’ın sosyal psikolojiye etkisi, sonradan, genellikle sosyologlar tarafından dile getirilmiştir; çünkü Durkheim’ın bilimin metodolojisi ile ilgili yazıları sosyolojiyi hedef alsa da, geri dönüp yapılan okumalar Durkheim’ın yazılarında sosyal olgu ile insan davranışının iç içe geçmiş olmasının aslında Amerikan sosyal psikolojisindeki eksiklere eleştiri mahiyetinde sunulabileceğini göstermektedir.  Bu yazıda da, bireyi vurgulayan psikolojik sosyal psikolojiye yönelik eleştiriler sonucunda ortaya çıkan sosyolojik sosyal psikolojinin öne sürdükleri, Durkheim’ın düşünceleri ile beraber ele alınmaktadır.  Durkheim’ın sosyal psikolojiye etkileri tartışılmadan önce, iki farklı sosyal psikoloji yaklaşımını yaratan süreçten, sosyal psikoloji tarihindeki krizin nasıl oluştuğundan bahsetmek gerekmektedir.

Neden Bir Kriz?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra üretkenlikte “altın çağ”ını (House 2008; akt. Faye, 2012, s.2) yaşayan sosyal psikolojinin geç 60’lara yaklaşıldığında etkisini kaybetmesi alana dair eleştirileri başlatmıştır. 1970’lere rastlayan dönemde krizi başlatan eleştirilerin üç ana başlık altında toplandığı söylenebilir: metodoloji, sosyal psikolojinin ürettiği bilginin kullanılabilirliği ve sosyal psikolojinin bireysel oluşu. Metodolojik açıdan en çok eleştirilen, sosyal psikolojinin uzun seneler boyunca laboratuvar ortamında gerçekleştirilen deneylerle bilgi üretmiş olmasıydı. 1920-1970 yılları arasında, zaman içinde teoride ve pratikte değişim geçirse de,  deneysel yöntem sosyal psikolojik araştırmalara hükmetmekteydi (Danziger, 2000, s.331). 1920’lerde Allport etkisindeki sosyal psikoloji tamamıyla deneysel araştırmaya dayalıydı ve insanın deneye tabi tutulabilen sosyalliği gayet sınırlıydı. Laboratuvar ortamının dışındaki sosyal gerçeklik araştırmaya henüz dahil edilemiyordu; dahası, zihinsel olarak temsil edilen sosyal gerçekler, değerler veya kişilerin deneye konu edilmesi imkansızdı. Makro sosyal yapıların veya süreçlerin birey üzerindeki etkileri davranışçı düzeyde gözlemlenemediğinden sosyallik yalnız bireylerarası etkileşim düzeyinde incelenebiliyordu. Toplulukların pek çalışılamadığı bu psikolojideki bilgi üretimi, “sosyal” sıfatını almasına rağmen oldukça bireysel ilerlemekteydi (Danziger, 2000, Lubek, 2000), diğer bir deyişle,  döneme psikolojik sosyal psikoloji hakimdi. Bilişsel ve deneysel olan bu yaklaşımda, deneye dahil edilebilecek konular sınırlı olduğundan sosyal yapılar, gruplar arası farklılıklar, sınıf gibi nosyonlar görmezden gelinmekteydi.

1940’larda Lewin etkisiyle bireylerden gruplara geçiş yapılabildi ancak metodoloji değişmedi; yine de, deneyde yapay olarak yaratılan durumun dış gerçekliğe uygunluğunu ölçmek için aynı araştırmalar laboratuvar ortamından sonra gerçek sosyal ortamda (okul, ordu, iş ortamı gibi) da tekrarlanmaktaydı (House, 1977, s.165). Ancak, 1950’lerin sonuna doğru “Festinger davranışçılığı” metodolojideki ortodokslukta çığır açtı. Artık deney bağlamı ile günlük sosyal alan arasındaki muhtemel fark gözetilmiyordu bile (Danziger, 2000, s.343). 1960’larda bilindik sosyal psikoloji deneyleri tekrarlanmaya (replicate) başlandı çünkü çıkan bilginin geçerliliğine ve de sosyal dünyadaki anlamlılığına güvenilmiyordu; [1] bireyin davranışı araştırmacı tarafından yönlendirilmiş gözüküyordu (Faye, 2012, s.3).      

Tüm bu eleştirilerin 1970’lerde sosyal psikolojide bir kriz başlattığını ve aslında eleştirel sosyal psikolojinin çıkışının bu krizle bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Eleştirel sosyal psikolojide öne çıkan görüş bireyin sosyal olandan ayrıştırılamaz olduğudur. Bu görüşe göre, “sosyal” sadece grup davranışını değil insanın içinde yaşadığı makro sosyal düzeni de kapsar; çünkü kuşkusuz bu düzen (kurumları, yapıları, toplulukları, sınıflarıyla) insanı sarmalamaktadır. Dolayısıyla insanın psikolojik kabul edilen süreçleri aslında toplumdan büyük oranda etkilenebilir. Bu fikir araştırmacıyı, laboratuvar ortamında sıfırlayamadığı bazı gerçekler olduğunu düşünmeye itmiştir. 1990’larda yeni bir paradigmaya (sosyal inşacılık) sebep olacak bu bakış en başta sosyal merkezli sosyal psikoloji ya da sosyolojik sosyal psikoloji yapmayı gerektirmiştir (Arkonaç, 2012, s.21).

Psikolojik sosyal psikolojide bireyler ve bireyler arası ilişki sosyal düzenlemelerin sebebi olarak çalışılırken sosyolojik sosyal psikolojide sosyal düzenlemelerin bireyler üzerindeki etkisine bakılır (Archibald, 1976). Makro-sosyal yapıların (sınıf, kurumlar) ve sosyal süreçlerin (kentselleşme, sosyal hareketlilik vb.) bireyin tutum ve davranışları ile ilişkisi araştırılır. İnsan, sosyal etkenlerin ve uyaranların içine gömük, onlarla bir bütün halinde ele alınmaktadır. Niceliksel analiz uygulanır; ancak yöntem olarak deney değil anket (survey) çalışmalarına rastlanır (House, 1977, s.161).

1920’lerde sosyolojik sosyal psikoloji deneysel nitelikli psikolojik sosyal psikolojiye bir alternatif olarak ortaya çıkmış, 1960’larda ise psikolojik sosyal psikoloji etkisini kaybetmişken tam olarak tanınmıştır (House, 1977). Sosyolojik sosyal psikoloji ile birlikte insanın davranış, tutum ve değerleri, ihtiyaç ve dürtüler gibi psikolojik olgular yerine cinsiyet, ırk ve sınıf gibi sosyolojik olgularla ilişkilendirilmeye başlanmıştır. Sosyoloji ve psikolojinin bir arada çalışması sosyal psikolojide insanın çok boyutluluğuna yaraşacak şekilde çalışmalar yapılması yönünden olumlu değerlendirilmiş ve sosyal psikolojiyi muhafazakar olmaktan kurtaracak etken olarak görülmüştür (Archibald, 1976, s.123).

Durkheim’ın Düşünceleri Bağlamında “Sosyolojik Sosyal Psikoloji”

Sosyal psikolojideki kriz zamanları 1970’lere denk geldiğinden tabii ki Durkheim’ın (1858-1917) krize sebep olan kişi olduğunu söylemek söz konusu değil; ancak, ana akım olarak kabul gören ve fakat dar çıkarımlarla etkinliğini sürdürmüş psikolojik sosyal psikolojiye alternatif olan bakış Durkheim okumalarından etkilenmiş görünmektedir. Durkheim’ın (1895) kendi yazılarında sosyolojiyi bağımsız bir bilim dalı olarak göstermeye çalışan bir retorik fark edilir. Psikolojiyi sosyolojiden ayırmakta; hatta sosyolojinin psikolojiyi alt edecek bilim olma yollarını göstermektedir. Yaptığı aslında katıksız bir sosyolojizmdir; sosyolojinin kesinlikle psikolojiye indirgenemeyeceği çünkü sosyal gerçeğin ve sosyal fenomenin insanın bireysel psikolojik süreçlerinden bağımsız olduğu görüşündedir; yani sosyal olan ancak sosyal ile açıklanabilir (Durkheim, 1895; House, 1977; Alpert, 1958). Sosyolojinin kurucularından olduğu düşünülürse sosyolojizm yapması şaşırtıcı değildir ancak satır araları okunduğunda Durkheim’ın söyledikleri kendi zamanın psikolojisini dışlarken, aslında, sosyolojik bir sosyal psikolojiyi destekler niteliktedir.

Durkheim, öncelikle,  sosyal fenomenler (grup davranışı) ile psikolojik fenomenleri (insanın zihinsel süreçlerine bağlı olan) birbirinden ayırır. Kolektif yaşam bireysel yaşama asla indirgenemez, ancak bireysel yaşam kolektif yaşamın anlaşılmasına yol açabilir (Durkheim, 1895, s.134). Durkheim sürekli hareket halinde olan ve dönüşen sosyal olguların sabit insan doğasına bağlanmasına, bir başka ifadeyle, psikolojize edilmesine karşı çıkar [2] (Alpert, 1958). Durkheim’a (1895) göre aile, evlilik, suç gibi sosyal fenomenlerin psikolojik sabit arzulara, niyetlere, dürtülere bağlı olduğunu söyleyemeyiz çünkü bu fenomenlerin kendileri sürekli değişim halindedirler. Eğer evliliği, bireyin soyunu devam ettirme güdüsünün, cezalandırmayı insanın içindeki saldırganlık dürtüsünün, ekonomiyi ise rahat yaşama motivasyonunun sonucu olarak görürsek bu sosyal gerçeklerin içeriklerini bozmuş oluruz. [3]

İkinci olarak, psikolojide içebakış (introspection) yöntemi aracılığıyla zihinsel süreçlerin çalışılmasına karşı olarak Durkheim (1895) sosyal süreçlerin ve gerçekliklerin bireysel yaşamı aştığını bu yüzden, zihinsel olarak temsil edilseler de,  içebakış yöntemiyle çalışılamayacaklarını savunur. [4] Toplumu oluşturan her şey bir artefakta (üretilmiş-yapay-olgu) olduğu için toplumla birey hep beraber düşünülmelidir; ancak “kolektif bilinç” bireyden önce var olan bir şeydir. Tekrar etmek gerekirse sosyal gerçeklik bireyi var ettiği kadar birey davranış, düşünce ve duygularından bağımsızdır.

Durkheim’ın insan modelinde “insan yalnız uygar olduğu için insandır” (aktaran Alpert, 1939, s.65).  Kendisine biyolojik yapılar kadar onu uygar yapan sosyallik de miras kalmıştır ve insan doğasının toplumdan ve toplumsallıktan ayrı düşünülmesi yanlıştır çünkü insanlığın özünde toplumun içine gömük olmak yatar. Bu yüzden sabit psikolojik yapılar ile insanın sosyalliğini açıklamak eksik bir yaklaşımdır; insanı sanki sosyal olandan önce varmış gibi gösterir (Alpert, 1958, s. 663). İnsan topluma şekil veren güce sahipse de eşit şekilde toplum tarafından şekillenir. Dolayısıyla Durkheimcı bir bakışla davranış veya tutumların biyolojik insan doğasına indirgenerek açıklanması kabul edilemez. Sosyolojik sosyal psikoloji de farklı sosyal yapı ve süreçlerin bireye etkilerinin altını çizerek tüm insanlık için geçerli ortak davranış, tutum ve zihinsel çıkarımlar yapmaktan bizi alıkoymaktadır. Geçici grup içi davranışların gözlemlendiği deneylerin sunduğu bilgiden farklı olarak, sosyal etkileşim ve toplumsal yapıların etkisiyle oluşan bir benlik tanımı söz konusudur.

Aslında Durkheim’ın sosyolojizme bağlılığı psikolojik sayılabilecek fenomenlerin de sosyolojik olarak çalışılabileceğini göstermektedir. Çalışmalarının ve ilgi alanlarının çoğu (din, ahlak) sosyal psikoloji alanında da çalışılan konulardır (House, 1977, s.170). Örneğin intihar üzerine meşhur çalışmasında Durkheim (1897) intiharı patolojik ve kişisel bir husus olmaktan çıkarıp sosyal bir fenomen olarak inceler. Dört çeşide ayırdığı intiharın temelde iki sebebi vardır; toplumsal bütünleşme ve toplumsal düzen derecesi. Daha da önemlisi, modern sosyal hayatın doğurduğu bir duygulanımdan bahseder (anomie); öyle ki geleneksel ahlak değerlerinin kırıldığı modern dünyada birey hayatının anlamını kaybeder ve bu amaçsızlık eşliğinde umutsuzluğa kapılır. Bu duygulanım onu intihara kadar sürükleyebilir. Durkheim duygulanımların da toplumsal değerler ve yapılardan etkilendiğini savunur; tıpkı ebeveynin çocuğuna hissettiği duyguları yaratan bir aile kurumunun olması gibi.

Buraya kadar Durkheim okumalarının eleştirel sosyal psikolojinin görüşlerini anlamamıza ne kadar ışık tuttuğunu anlatmaya çalıştım, sosyolojik sosyal psikolojinin epistemolojisinde ve sonrasında sosyal inşacı paradigmanın gelişmesinde Durkheim’ın muhtemel etkileri üzerine düşündüm ve yazdım. Ancak, Durkheim’ın sosyal psikoloji tarihine somut bir etkisi de mevcuttur: Moscovici’nin (1984) sosyal temsiller teorisi.

Durkheim ve Kolektif Temsiller

Durkheim, bireysel temsiller kolektif temsillerden ayrıldığı takdirde sosyolojinin sosyal psikolojinin bir varyansı olmasına karşı çıkmıyordu (House, 1977, s.170; Arkonaç, 2010, s.109). Bu yüzden Durkheim’ın bireysel psikolojiyi sosyal psikolojiden ayırma çabası Wilhelm Wundt’un Völkerpsychologie (halk psikolojisi) ve bireysel (zihinsel) psikoloji arasında yaptığı ayrıma çok benzer (Arkonaç, 2010). Tıpkı Wundt’un halk psikolojisinde olduğu gibi Durkheim’da da mitler, dinler, adetler ve ahlak bireye indirgenmeyecek başka bir gerçekliğe aittirler ve “kolektif temsiller” olarak tanımlanırlar. Bireyler bu temsiller vasıtasıyla düşünürler.

Durkheim’ın “kolektif temsiller” kavramı 1960’larda sosyal psikolog Serge Moscovici tarafından sosyal psikolojiye  “sosyal temsiller” adıyla uyarlanmıştır. İki kavramın da temelinde sosyal yapı değiştikçe sosyal bilginin de değişeceği ve bu temsillerin sosyal olarak belirlenmesinden dolayı bireysel-zihinsel yapılara indirgenemeyeceği savları vardır (Arkonaç, 2012, s.20). Durkheim’da kolektif temsiller daha geleneksel bir toplum yapısını yansıtmaktadır. Aynı toplumda yaşayan bütün bireylerin paylaştıkları bilgi, bireyleri birbirine bağlar; ancak bu bilgi insan elinden çıkma olduğu halde bir kere kolektif bilince yerleşti mi bir daha değişmesi zordur; dolayısıyla sorgulanmaz. Moscovici ise, yerel kimlikler ve parçalı benlik tartışmalarının sahnede olduğu ve psikoloji bilimine dahil edilmeye başlandığı bir zamanda bu alana katkı yapan bir teorisyen olarak Durkheim’ın homojen bir bütün olarak gördüğü toplum anlayışını değiştirmiştir.  “Kolektif” kelimesini “sosyal” e çevirmiş; böylelikle çoğunluğun temsillerinin yerine bireyler tarafından sürekli yapılandırılan (inşa edilen) temsilleri yerleştirmiştir(Moscovici, 1988; akt. Jovchelovitch, 2001, s. 2).  “Sosyal temsiller”, kısaca açıklamak gerekirse,  sağduyusal bilgi (commonsensical knowledge) gibi, toplumsal bağlamdan etkilenmekte, bireyler ve gruplar arası etkileşim aracılığı ile süreç içerisinde inşa edilmekte ve bireylere dünyalarını anlamlandırmada ve etkileşimde bulunmada yardımcı olmaktadır. Kavrama özgü olan özellik ise, yeni karşılaşılan bilginin anlaşılmasında işe yarar olmalarıdır.

Amerikan sosyal psikolojisi ekolüne eleştiri getiren Avrupa sosyal psikolojisi ekolünden olan Moscovici deneysel çalışmayı yerinden edip gerçek sosyal hayatla ilgilendiği için yeni paradigmanın bir parçası kabul edilir. Moscovici’nin sosyal temsiller üzerine çalışmalarıyla 1970’lere kadar önemsenmeyen sosyolojik sosyal psikoloji deneysel sosyal psikolojiye bir alternatif olarak tanınmaya başlamıştır (Arkonaç, 2012, s.21). Görüldüğü üzere, Durkheim’ın ondokuzuncu yüzyılın sonlarında öne sürdüğü kavram sayesinde sosyal psikoloji literatürü “sosyal temsiller” kavramını kazanmış; dahası, Moscovici’nin sosyolojik sosyal psikoloji içinden; hatta sosyal inşacılığa yol gösteren araştırmaları sayesinde alanda epistemolojik ilerleme sağlanmıştır.

Sonuç Yerine

Sosyal psikolojinin sosyoloji ile birleşmesi sosyal psikolojik araştırmanın disiplinler-arası olması yönünde olumlu bir gelişmedir. Dahası, sosyolojik sosyal psikoloji sayesinde psikoloji biliminin eleştirel bir çehre kazanması ve pozitivist paradigmanın kurallarına alternatifler yaratması mümkün olmuştur. Sosyolojik sosyal psikolojinin etkisinin sosyal psikolojinin sadece eleştirel kanadını kapsadığı da söylenemez. Günümüzde ana akım sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalarda (sosyolojik veri olarak da anlamlı olan) demografik bilgilerin araştırmanın sonucuna etki edecek veriler olarak önemsenmesinin kökenini sosyolojik sosyal psikolojide bulabiliriz.

Tüm bunların ışığında, sosyal psikolojide yaşanan tarihi krizin ve epistemolojik ayrışmanın olumlu sonuçlar doğurduğu söylenebilir. Her bilim dalında olduğu gibi psikolojide de epistemolojik ilerlemenin temelinde ontolojik varsayımların değişmesi yatmaktadır. Dolayısıyla, daha sosyal bir sosyal psikolojik araştırma yürütmek, araştırmanın merkezinde olan insanın sosyal boyutunun daha bütünlüklü bir şekilde tanımlanmasıyla mümkün olmuştur. Bu sürece somut etkisi olan birçok isim elbette ki vardır; ancak ben bu yazıda, tarihte daha gerilere giderek, sosyoloji bilimine katkısıyla tanınan Durkheim’ın, daha sosyal bir sosyal psikoloji adına okuyucuya ne tür bilgiler sunabileceğini tartıştım. Toplumbilimci olduğu halde, yalnız toplumla ilgilenmemiş, sosyal olmanın (sadece kişiler arası bir sosyallikten değil, toplum ile insan arasındaki ilişkiden de bahsediyoruz) insanın doğasında olduğunun vurgusunu mütemadiyen yapmış teorisyenlerden biri olduğundan bu tarz bir incelemenin anlamlı ve faydalı olacağını düşünüyorum.

Notlar

[1] Psikoloji disiplininde yürütülen deneylerde iç ve dış geçerlilik ters orantılıdır. Deney içi geçerliliği (internal validity) yüksek tutmanın yolu bireysel farklılıkları, sosyal ve kültürel bileşenleri sıfırlamaktan ve laboratuvar dışı etmekten geçer. Böyle yapıldığında ise yürütülen deneylerin dış geçerliliği (external validity) azalır; çünkü “gerçek”te bireyden ayrı ve ayrılabilir kabul edilen bileşenler bireyi, bireylerarası farklılıklar ise benliği oluşturan etkenlerdir. Danziger (2000) laboratuvardan çıkacak bilginin insanın sosyalliğinin oldukça dar bir kısmına ışık tutacağını ve asıl sosyal dünyaya uyarlanamayacak kadar yerel ve kısa süreli olduğunu söyler ve şunu ekler; “uluslar arası marketlerin, politik yapıların veya tarihi değişimlerin sebepleri ve etkileri deneyde incelenenler kadar yerel değildir; eğer bunlar bir bireyin öbürünün üstündeki etkisine indirgenirse o fenomen etkisini kaybeder” (s.334).
[2] Bu görüş, psikolojik sosyal psikoloji yaklaşımını temel alan Gordon Allport’un, sosyal olanın bireyin psikolojik mekanizmalarından anlaşılabileceği yaklaşımına ters bir görüştür.
[3] Sosyal inşacılık paradigmasında da insan doğasına ait olarak kabul edilenlerin aslında tarihsel, kültürel ve söylemsel olarak inşa edildikleri savunulur.
[4] Aslında bu noktada öğrencisi olduğu Alman psikolog Wilhelm Wundt ile yakın şeyler söylemektedir. Wundt ilk çalışma yıllarında bireysel/zihinsel bir psikoloji için sistematik bir içebakış yöntemi önermekteydi; ancak sonraki yıllarında ortaya attığı Völkerpsychologie (halk psikolojisi) alanında toplum içindeki insanın laboratuvardaki yöntemlerle çalışılamayacağını savundu. Durkheim’dan farklı olarak kolektif olanın (sosyal olanın) bireyin zihnindekilerden daha sabit olduğunu bu yüzden çıplak gözle gözlenebileceğini söylüyordu.

Kaynakça
Alpert, H. (1939). Emile Durkheim and sociologismic psychology. American Journal of Sociology, 45(1), 64-70.
Alpert, H. (1958). Emile Durkheim: Enemy of fixed psychological elements. American Journal of Sociology, 63(6), 662-664.
Archibal, W.P. (1976). Psychology, sociology and social psychology: Bad fences make bad neighbours. The British Journal of Sociology, 27(2), 115-129.
Arkonaç, S. (2010). Kollektif bilinç/kollektif temsiller: Wundt ile Durkheim. Sosyoloji Dergisi, 3(21), 103-113.

Arkonaç, S. (2012). Sosyal psikolojide insanları anlamak deneysel ve eleştirel yaklaşımlar. (2. Baskı). Ankara: Nobel Yayın.
Danziger, K. (2000). Making social psychology experimental: A conceptual history, 1920-1970. Journal of the History of the Behavioral Sciences, 36(4), 329-347.

Durkheim, E. (1895). The rules of sociological method. S. A. Solovay ve J. H. Mueller çev., 1950. New York: Free Press.
Faye, C. (2012). American social psychology: Examining the contours of the 1970s crisis. Studies in History and Philosophy of Biological and Biomedical Sciences, 43, 514-521.
House, J.S. (1977). The three faces of social psychology. Sociometry, 40 (2), 161-177.

Jovchelovitch, S. (2001). Social representations, public life and social construction. K. Deaux ve G. Philogène, (Der.),  Representations of the social. London: Blackwell.

Lubek, I. (2000). Understanding and using the history of social psychology. Journal of the History of the Behavioral Sciences, 36(4), 319-328. 

Moscovici, S. (1984). Social Representations. R.Farr ve S.Moscovici (Der.) Social
representations. Cambridge University Press.

 

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top