Demokrasi 'Ekonomik Özgürlük' Savunucularının Umrunda Değil

02.12.2019  /  Quinn Slobodian, Çeviri: Utku Özmakas  /  Etiketler: Çeviri, politik ekonomi, politika

Yeryüzündeki “en serbest ekonomilerden” ikisi yangın yerine döndü. İki ayrı muhafazakâr düşünce kuruluşu -Heritage Vakfı ve Fraser Enstitüsü- tarafından yıllık olarak yayınlanan “ekonomik özgürlük” endekslerine bakılacak olursa Hong Kong yirmi seneden uzun süredir listenin birinci sırasındaki yerini koruyor. Şili ise her iki endekste de Latin Amerika listesinin en üst sırasında; küresel tablodaysa Almanya ve İsveç’in hemen altında yer alıyor.

 Hong Kong’daki ateşli protestolar sekizinci ayına girdi. Hedef tahtasında Pekin var; ancak halkın öfkesini daha da körükleyen genel oy hakkının yokluğu, uzun süredir Hong Kong’un ekonomik modelinin bir parçası. Şili’de, öğrencilerin metro fiyatlarına yapılan zammı protesto etmesiyle başlayan süreç ülke çapında hükümet karşıtı bir harekete dönüştü. Bu süreçte en az on sekiz kişi hayatını kaybetti.

Bu öfkeyi açıklamak için başka sıralamalara bakmak daha iyi olabilir: Şili, ekonomik özgürlük listesinde dünyanın ilk 25’inde yer alıyor ama aynı zamanda gelir eşitsizliği listesinde de aynı dilimde. Şayet Hong Kong bir ülke olsaydı, dünyanın en eşitsiz on ülkesi içinde yer alırdı. Gözlemciler, bu eşitsizliğin arkasındaki politikaları betimlemek için sık sık neoliberalizm sözcüğüne başvuruyor. Bu, sınırları belirsiz bir terim gibi görünse de, ekonomik özgürlük endekslerinin arkasındaki fikirler odağımızı doğru ayarlamamıza yardımcı olabilir.

Her türden sıralamanın içerisinde ütopya vizyonları vardır. Bu endekslerin betimlediği ideal dünya, mülkiyet haklarının ve sözleşme güvenliğinin en yüksek değer kabul edildiği, enflasyonun özgürlüğün baş düşmanı olduğu, sermayenin dolaşımının bir insan hakkı olduğu ve demokratik seçimlerin ekonomik özgürlüğün korunmasına karşı fiili olarak işe koşulabileceği bir dünyadır.

Bunlar, salt akademik sıralamalar değil. Heritage’ın sıralaması, Millenium Challenge Corporation aracılığıyla Amerikan dış yardımını şekillendirmekte kullanılıyor. Bu vakıflar, politika üretenlere hedefler koyuyor: Ekonomik İlişkiler Enstitüsü, 2011 yılında İngiltere’deki toplumsal harcamaların artışının ülkeyi sıralamada aşağıya düşmesine yol açtığı için sızlanıp durmuştu. Muhafazakâr milletvekili Iain Duncan bile, zorlu Brexit sürecini desteklemek için bir konuşmasında Heritage endeksinden alıntı yapmıştı. Heritage Vakfı’nın 2018 endeksini yayınlamasından sonra Trump’ın ticaret bakanı Wilbur Ross, çevre düzenleme ve kurumlar vergisi indirimlerinin Amerika’nın sıralamadaki düşüşünü tersine çevireceğini ümit ettiğini dile getirdi. Peki, dünyayı bu şekilde anlama adeti nereden doğdu?

Ekonomik özgürlük endeksi fikri 1984’de, Mont Pelerin Cemiyeti’ndeki bir toplantıda Orwell’ın 1984’ü üzerine bir tartışmadan sonra doğmuştu. Bu cemiyet, 1947’de Friedrich Hayek tarafından, Doğu’da komünizm ve Batı’da sosyal demokrasinin yükselişe geçmesine karşı kurulan; bünyesinde akademisyenlerin, siyaset üretenlerin, düşünce kuruluşlarının, iş insanlarının bulunduğu özel bir tartışma kulübüydü. Bu toplantıda tarihçi Paul Johnson, Orwell’ın öngörülerinin gerçekleşmeyeceğini savunmuştu; Vancouver merkezli Fraser Enstitüsü’nden Michael Walker ise bu öngörülerin muhtemelen çoktan gerçekleştiğini söyleyerek karşılık vermişti. Yüksek vergiler, zorunlu sosyal güvenlik numaraları, siyasal katkılara ilişkin kamusal şeffaflık gibi hususların belki de Orwell’in distopyasına düşündüğümüzden çok daha yakın olduğumuzu gösterdiğini ileri sürdü.

Walker bu tartışmayı Milton Friedman’ın 1962’de yayınlanan -politik özgürlüğün piyasa özgürlüğüne dayandığını ileri süren ancak bunu bilimsel olarak kanıtlayamayan- Kapitalizm ve Özgürlük kitabında yarım bırakılan işin tamamlanması olarak görüyordu. Friedman da bizzat o toplantıda yer alıyordu. Hem eşi hem de birlikte kitaplar kaleme aldığı Rose Friedman ile birlikte ekonomik özgürlüğün ölçülmesi hususunda bir dizi çalıştay düzenlenmesi için yardımcı olmayı kabul etmişti.

Friedmanlar, aralarında Nobel ödüllü Douglass North ve The Bell Curve’ün ortak yazarlarından biri olan Charles Murray’in de aralarında olduğu, alandaki öncü pek çok ismi bir araya getirerek, özgürlük gibi sınırlarını çizmenin zor olduğu bir şeyin ölçülüp ölçülemeyeceğini, sıralanıp sıralanamayacağını çözmeye çalıştı. Sonunda kur istikrarını; yurttaşların yabancı ülkelerde ve yabancı para birimlerinde banka hesabına sahip olma hakkını; hükümetin harcama düzeyini ve hükümete ait girişimlerin seviyesini; en önemlisi bireysel ve kurumsal vergi oranını ölçen bir dizi gösterge buldular.

Walker’ın başkanlığını üstlendiği Fraser Enstitüsü, 1996’da ilk endeksini Friedman’ın önsözüyle yayınladığında bazı sürprizler göze çarpıyordu. Endeksin tarihsel bakış açısına göre 1975’te dünyanın en serbest ikinci ekonomisi, askeri bir diktatörlük olan Honduras’tı. Ertesi yıl, diktatörlükle yönetilen başka bir ülke, yani Guatemala ilk beşte yer alıyordu. Bunlar anomali değildi. Endeksler hakkındaki basit gerçeğin ifadesiydi. Kullandıkları özgürlük tanımı demokrasiye zerre kadar değer vermiyordu. Mali istikrarın çok iyi olması ve sosyal hizmetlerin artması listelerde aşağı sıralara düşmeye yol açabilirdi. Vergilendirme, su katılmamış bir hırsızlıktı ve kemer sıkma da yukarılara tırmanmanın yegâne yolu.

Yazarlar, “gıda, giyinme, tıbbi hizmetler, barınma ya da asgari gelir düzeyi gibi ‘haklar”ın, başkalarına dayatılan ‘zorunlu çalışma’ gereksiniminden başka bir şey olmadığını” savunuyordu. Endeksin yöneticisi, birkaç yıl sonra vizyonunu değiştirerek politik tavsiye vermeye başladı ve Kanada başbakanına yazdığı kamusal bir raporda yoksulluğun basit bir çözümle ortadan kaldırılabileceğini ifade etti: “Sosyal yardıma son verin. Yoksullar ve bekâr anneler için açılan evleri yeniden şekillendirin.”

 Yalnızca ekonomiyle ilgilenmeyen Fraser Enstitüsü, 2015 yılında Cato Enstitüsü’yle bir araya gelerek ilk küresel “insan özgürlüğü” endeksini hazırladı. Daha önce kullandıkları ekonomik göstergeleri de endekse dahil ettiler; bunları sivil özgürlükler, dernek kurma ve ifade özgürlüğü gibi düzinelerce kriterle desteklediler. Ne var ki, çok partili seçimler ve oy hakkını dışarıda bıraktılar. Yazarlar, politik özgürlüğü ve demokrasiyi endekslerinin dışında bıraktıklarını bilhassa ifade etmişlerdi ve böylelikle Hong Kong yeniden listenin başına sıçradı.

 Peki, tüm bu olup biten neydi? Yanıtlardan biri şu: Ekonomik özgürlüğü ölçme projesi, kimi yazarlarının kapitalizm ile demokrasi arasında doğal bir ilişki olduğuna dair sabık varsayımını sorgulamasına yol açtı. 1990’lara gelindiğinde daha önce kapitalizm ile demokrasinin birbirini güçlendirdiğini düşünen Friedman bambaşka bir türkü tutturmuştu. 1988’de verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “Göreli olarak serbest bir ekonominin özgürlüğün zorunlu koşulu olduğuna inanıyorum. Ancak demokratik bir ekonominin bir kez kuruldu mu, serbest ekonomiyi yok ettiğini gösteren kanıtlar var.” Oy hakkını elde etmiş bir halkın daha fazla sosyal harcama yapılması ve serbest kurun arterlerinin tıkanması için politikacılara baskı yapma eğilimi vardı.

 Friedman, endeksler oluşturmak için yapılan çalıştaylarda, Hong Kong örneğinden iddiasının bir kanıtı olarak bahsedip şöyle diyordu: “Eğer Hong Kong’da politik bir özgürlüğünüz olsaydı, bunun otoriter bir hükümet olduğunda sahip olacağınızdan çok daha az ekonomik ve sivil özgürlüğü içereceğine hiç şüphe yok.”

Hong Kong’un eski başbakanı CY Leung da Friedman’la hemfikirdi. 2014 yılındaki “şemsiye devrimi” esnasında oy hakkının kapsamının neden genişletilmediğini sordu. Gerçekçi tutumuna göre bu durum yoksulların gücünü arttıracak ve iş dünyasına dost politikalar yerine refah devletinin genişlemesini sağlayacak türden bir politikanın öne çıkmasını sağlayacaktı. Ona kalırsa ekonomik ve politik özgürlük arasındaki takas bir endeksin altına gömülmemişti. Gün gibi ortadaydı.

Ekonomik özgürlük listeleri yalnızca uluslararası bir mahiyete sahip değil. Trump’ın ekonomi danışmanlarından ikisi, Stephen Moore ve Arthur Laffer, -öngörülen ekonomik başarının yakalanmasına ciddi şekilde köstek olan- Amerikan eyaletleri için karşılaştırmalı bir tablo hazırlamıştı. Bu sistem Cato Enstitüsü tarafından ulusal sınırların içinde ve ötesinde denetim azaltılmasını teşvik etmek maksadıyla Hindistan’da da uygulamaya kondu. Raporu kaleme alanlardan biri olan Bibek Debroy, şu anda Hindistan başbakanı Narendra Modi’nin akıl danıştığı Ekonomik Tavsiye Konseyi’nin başkanlığını yürütüyor.

Pinochet, Thatcher ve Reagan ölmüş olabilir. Gelgelelim, ekonomik özgürlük endeksleri toplumsal adalet hedeflerini gayrimeşru kabul ederek ve devletleri, kendilerini yalnızca ekonomik gücün gardiyanları gibi görmeye zorlayarak neoliberal pankartı taşımaya devam ediyor. Bu yılın başında Trump’ın Federal Rezerv Kurulu’ndaki görevlendirme için gözde adaylarından biri olan Stephen Moore, bir röportajında meseleyi basitçe ortaya koymuştu: “Demokrasiye en çok inananlardan biri olsam da kapitalizm, demokrasiden çok daha önemlidir.” Hong Kong’un mali sekreteri iki hafta önce Londra’da aynı savı dillendirdi. Şehrin ekonomik özgürlük listelerinde en üst sıralarda yer aldığını gösterdikten sonra izleyicilerine “dinmek bilmeyen protestoların iş dünyasına etki etmediği” hususunda güvence verdi.

Ulusları renkli tablolara yerleştirip kuşe kağıtlar üstünde kazananlarını göklere çıkaran ve üst sıralarda yer alan ülkelere ziyafetlerle balolarda kutlama yapmak için bir neden sunan endeksler, ekonominin politikanın aşırılıklarından korunması gerektiği fikrini kalıcılaştırmak için ellerinden geleni yaparlar. Tabii, serbest piyasayı koruyan otoriter bir hükümetin onu yeniden tasarlayan demokratik bir hükümete göre daha tercih edilebilir olduğu bir noktaya kadar… Oy kullanılmasının sermayeyi uzun süredir tehdit eden bazı değişikliklere yol açabileceği bir zamanda, Santiago’dan Güney Çin Denizi’ne, oradan da Washington’a kadar bizlere musallat olan husus, endekslerin bakış açılarıyla ıskartaya çıkarttığı demokrasinin ta kendisidir.

*Wellesley College, Tarih Bölümü’nde doçent olarak çalışan Quinn Slobodian'ın son kitabı Globalists: The End of Empire and the Birth of Neoliberalism 2018 yılında Harvard University Press tarafından basılmıştır. Yazıyı çevirmem için izin veren Slobodian’a teşekkür ederim. (ç.n.)

Yazının orjinal linki: https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/nov/11/democracy-defender...

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top