Bir Yaşam Biçimi Olarak Dostluk

22.04.2020  /  Michel Foucault, Çeviri: Mustafa Demirtaş  /  Etiketler: Çeviri, röportaj

Michel Foucault, “Friendship As a Way of Life”, çev. John Johnston, Ethics: Subjectivity and Truth, Cilt: 1 içinde, ed. Paul Rabinow, The New Press, New York, 1997, s. 135–141’den çevrilmiştir.

Redaksiyon: Oğuz Karayemiş

[R. de Ceccaty, J. Danet ve J. Le Bitoux, Foucault’yla bu söyleşiyi Fransız dergisi Gai Pied için yaptılar. 1981’de yayımlandı. -İngilizce editörünün notu.]

Soru: Ellili yaşlardasınız. İki yıldır yayınlanmakta olan Le Gai Pied’in okurusunuz. Orada bulduğunuz söylem türü sizin için olumlu bir şey mi?

Foucault: Bu derginin varlığı olumlu ve önemli bir şey. Sorunuza yanıt olarak, yaşım meselesini dile getirmek için onu okumak zorunda olmadığımı söyleyebilirim. Derginizden beklediğim, onu okurken yaşım meselesini ortaya çıkarmak zorunda olmamamdır. Şimdi, okurken…

Soru: Belki de mesele, dergiyi okuyanların ve ona katkıda bulunanların yaş grubudur; çoğunluğu yirmi beş ile otuz beş yaş arasında.

Foucault: Tabii. Gençler tarafından ne kadar çok yazılırsa, gençler o kadar çok ilgi duyar. Fakat mesele, bir yaş grubuna başka bir yaş grubunun yanında yer açmak değil, eşcinsellik ile gençlerdeki sevgi arasındaki sözde özdeşleşmeye dair ne yapılabileceğini ortaya çıkarmaktır.

Güvensizliğe yol açan başka bir şey de, eşcinsellik meselesini “Ben kimim?” ve “Arzumun sırrı nedir?” sorularıyla ilişkilendirme eğilimidir. Belki de kendi kendinize “Eşcinsellik aracılığıyla ne tür ilişkiler kurulabilir, icat edilebilir, çoğaltılabilir ve değiştirilebilir” diye sormak daha iyi olur. Bu mesele, kişinin cinsiyetinin hakikatini kendi içinde keşfetmesi değildir; daha ziyade, bundan böyle ilişkilerin çokluğuna ulaşmak için kişinin cinselliğini kullanmasıdır. Şüphesiz ki, eşcinselliğin bir arzu formu değil, arzulanabilir bir şey olmasının gerçek sebebi de budur. Dolayısıyla, eşcinsel olmak için çaba göstermeli ve kim olduğumuzu bilmede ayak diretmemeliyiz. Eşcinsellik meselesinin yöneldiği açılım dostluktur.

Soru: Bunu yirmi yaşında mı düşündünüz ya da yıllar içinde mi keşfettiniz?

Foucault: Hatırladığım kadarıyla, genç erkekleri [garçons] istemek genç erkeklerle ilişkiler istemekti. Bu, benim için her zaman önemli oldu. Zorunlu olarak bir çift formunda değil, bir varoluş meselesi olarak: erkekler için birlikte olmak nasıl mümkün olabilir? Birlikte yaşamak, zamanlarını, yemeklerini, odalarını, boş vakitlerini, kederlerini, bilgilerini, güvenlerini paylaşmak mı? Kurumsal ilişkiler, aile, meslek ve zorunlu arkadaşlık dışında, erkekler arasında “çıplak” olmak nedir? Bu, birçok insan arasında var olan bir arzu, tedirginlik, tedirginlik-içinde-arzudur.

Soru: Arzu ile zevkin, kişinin sahip olabileceği ilişkilerin, kişinin yaşına bağlı olduğunu söyleyebilir misiniz?

Foucault: Evet, çok içtenlikle söyleyebilirim. Bir erkek ve daha genç bir kadın arasında, evlilik kurumu arzu ve zevki kolaylaştırır: Kadın kabul eder ve işlemesini sağlar. Ancak göze çarpar biçimde farklı yaşlardaki iki adam – hangi kod onların birbirlerine açılmalarına izin verir? İfadeler ve uygun kelimeler olmadan yüz yüze gelirler, onları birbirine taşıyan hareketin anlamını güvence altına alacak hiçbir şey bulunmaz. Henüz biçimsiz bir ilişkiyi, A’dan Z’ye icat etmeleri gerekir, ki bu dostluktur: yani, birbirlerine zevk verebilecekleri her şeyin toplamını.

Kişinin başkalarına verdiği ödünlerden biri, eşcinselliği iki genç erkeğin sokakta buluştukları, birbirlerini bir bakışla baştan çıkardıkları, birbirlerinin kıçlarını kavradıkları ve çeyrek saatte orgazm oldukları bir tür dolaysız zevk olarak sunmaktır. Orada, iki sebepten ötürü herhangi bir huzursuzluk üretme olanağı olmayan bir tür saf eşcinsellik imgesine sahipsinizdir: bu imge güven verici bir güzellik kanonuna yanıt verir ve refakat, yoldaşlık, sadakat, dostluk, hassasiyet ve şefkat gibi, oldukça sterilize edilmiş toplumumuzda öngörülemeyen kuvvet hatlarının birbirine bağlanmasından ve yeni ittifakların oluşmasından korkmaksızın yer vermediği şeyler konusunda sorun çıkarabilen her şeyi fesheder. Kanımca, eşcinselliği “rahatsız edici” yapan da budur: eşcinsel yaşam tarzı, bizzat cinsel birleşmeden çok daha fazlasıdır. İnsanları rahatsız eden şey yasaya ya da doğaya uymayan bir cinsel birleşme hayal etmek değildir. Fakat o bireyler birbirlerini sevmeye başlıyor burada bir sorun var. Kurum bir çelişkiye düşer. Duygusal yoğunluklar onu kat eder, aynı zamanda devam ettirir ve silkeler. Erkekler arasındaki sevginin durmaksızın kışkırtıldığı ve utandırıldığı orduya bakın. Kurumsal kodlar, çoklu yoğunluklar, değişken dış görünüşler, algılanamaz hareketler ve değişen formlara sahip bu ilişkileri meşru kılamaz. Bu ilişkiler ona kısa-devre yaptırır ve salt yasa, kural ya da alışkanlık olması gerektiği düşünülen yere sevgiyi getirir.

Soru: Bir süre önce şunu söylüyordunuz: “Solmuş zevkler hakkında ağlamak yerine, kendimizin neler yapabileceğiyle ilgileniyorum.” Bunu daha açık bir şekilde anlatabilir misiniz?

Foucault: Hazdan feragat olarak çileciliğin [asceticism] kötü çağrışımları vardır. Fakat kendine hâkim olma [ascesis] başka bir şeydir: kendini dönüştürmek ya da mutlu bir şekilde asla elde etmediği kendiliği açığa çıkarmak için kişinin kendi üzerinde uyguladığı iştir. Bugün sorunumuz bu olabilir mi? Kendimizi çilecilikten kurtardık. Yine de, kendimiz üzerinde çalışmamızı ve hâlâ beklenmedik bir varlık tarzı icat etmemizi keşfetmek demiyorum sağlayacak eşcinsel bir kendine hâkim olma içerisinde ilerlemek bize bağlı.

Soru: Bu, genç bir eşcinselin eşcinsel hayal gücü hususunda çok dikkatli olması gerektiği anlamına gelir; o, başka bir şey üzerinde mi çalışmalı?

Foucault: Bana öyle geliyor ki, üzerinde çalışmamız gereken şey, arzularımızı çok fazla özgürleştirmek değil, kendimizi hazza sonsuzca daha duyarlı hale getirmektir. Saf cinsel karşılaşmanın iki hazır formülünden ve aşıkların kimliklerinin füzyonundan kaçmalı ve başkalarına da, kaçmaları için yardım etmeliyiz.

Soru: Amerika Birleşik Devletleri’nde, her durumda cinsel sefalet sorununun kontrol altında olduğu şehirlerde güçlü yapıcı ilişkilerin ilk meyveleri görülebilir mi?

Foucault: Kanımca, Amerika Birleşik Devletleri’nde, cinsel sefaletin temeli hâlâ mevcut olsa da, dostluğa duyulan ilgi çok önemli hale geldi; cinsel açıdan bir ilişki yaşayabilmek için basitçe bir ilişkiye girilmez, ki bu çok kolay vuku bulur. Ancak dostluğa yönelik, insanlar çok kutuplaşmış durumdalar. İlişkisel bir sisteme cinsel pratikler yoluyla nasıl ulaşılabilir? Eşcinsel bir yaşam tarzı yaratmak mümkün mü?

Bu yaşam tarzı mefhumu benim için önemli görünüyor. Toplumsal sınıfa bağlı olanlardan farklı bir çeşitlenmenin, uzmanlık ve kültürdeki farklılıkların, aynı zamanda bir ilişki biçimi ve “yaşam biçimi” olacak bir çeşitlenmenin takdimini gerektirecek mi? Bir yaşam biçimi farklı yaş, statü ve toplumsal faaliyetin kişiler arasında paylaşılabilir olmasıdır. Kurumsallaşmış ilişkilere benzemeyen yoğun ilişkiler açığa çıkarabilir. Gördüğüm kadarıyla, bir yaşam biçimi bir kültür ve etik verebilir. “Gey” olmak, kanımca, eşcinselin psikolojik özellikleri ve görünür maskeleriyle özdeşleşmek değil, bir yaşam biçimini tanımlamaya ve geliştirmeye çalışmaktır. 

Soru: Şunu söylemek bir mit olmaz mı: Burada farklı sınıflar, yaşlar ve ülkeler arasındaki toplumsallaşmanın ilk meyvelerinin keyfini çıkarıyoruz?

Foucault: Evet, şu büyük mit gibi: Homoseksüellik ile heteroseksüellik arasında herhangi bir fark olmayacaktır. Üstelik, kanımca bugün eşcinselliğin bir sorun oluşturmasının sebeplerinden biri budur. Pek çok cinsel özgürleşme hareketi “kendinizi üzerinizde ağırlığı olan iğrenç kısıtlamalardan özgürleştirin” görüşünü yansıtır. Yine de, bir erkek için eşcinsel olmanın olumlanması başka bir erkeği sevmesinde yatar bu yaşam biçimi arayışı altmışların cinsel özgürleşme hareketlerinin ideolojisiyle çelişir. Bu bağlamda bıyıklı “belirgin eşcinsel imajları” önemlidir. Bu, cevap vermenin bir yoludur: “Korkacak hiçbir şey yok; ne kadar çok özgürleşilirse kadınlar o kadar az sevilecek, bu ikisi arasında artık hiçbir farkın olmadığı bu çok cinsiyetliliğe o kadar az batılacak.” Bu asla büyük bir topluluk füzyonu fikri değildir.

Eşcinsellik, duygusal ve ilişkisel virtüellikleri yeniden açmak için tarihi bir fırsattır; ki bu, eşcinselin içsel nitelikleri aracılığıyla değil, ikincisinin “meyilli” konumu, deyim yerindeyse, toplumsal yapıda sergileyebildiği çapraz çizgiler bu vitüelliklerin açığa çıkmasına izin verdiği içindir.

Soru: Kadınlar itiraz edebilir: Erkekler birlikte, bir erkek ve bir kadın veya iki kadın arasındaki ilişkilere kıyasla ne kazanmalıdır?

Foucault: ABD’de kadınlar arasındaki dostluklarla ilgili yeni çıkan bir kitap var.[1] Kadınlar arasındaki sevgi ve tutku iyi bir şekilde belgeleniyor. Önsözde yazar, eşcinsel ilişkileri ortaya çıkarma fikriyle başladığını, ancak bu ilişkilerin sadece her zaman mevcut olmadığını değil, aynı zamanda ilişkilerin “eşcinsel” olarak adlandırılıp adlandırılamayacağının da ilgi çekici olmadığını algıladığını ifade ediyor. Kelimeler ve jestlerde göründüğü gibi bu ilişkinin kendini göstermesine izin vermesiyle, diğer çok önemli şeyler de açığa çıkmıştır: yoğun, parıltılı, olağanüstü aşklar ve sevgiler ya da çok karanlık ve hüzünlü aşklar. Bu kitap kadın bedeninin ne kadar büyük bir rol oynadığını ve kadınlar arasındaki fiziksel temasın önemini gösteriyor: kadınlar birbirlerinin saçlarını yaparlar, makyaj konusunda birbirlerine yardım ederler ve birbirlerini giydirip kuşatırlar. Kadınların, diğer kadınların bedenlerine erişimleri var olagelmiştir: kollarını birbirlerine dolayıp, öpüşürler. Erkeğin bedeni ise çok daha şiddetli bir şekilde diğer erkeklere yasaklanmıştır. Kadınlar arasındaki yaşamın hoş görüldüğü doğruysa, sadece belirli dönemlerde ve on dokuzuncu yüzyıldan beri erkekler arasındaki yaşamın salt hoş görülmediği değil, katı bir biçimde gerekli olduğu da doğrudur: çok basitçe, savaş sırasında bu böyledir.

Aynı şekilde esir kamplarında da. Aylarca ve hatta yıllarca birlikte vakit geçirdiğiniz askerleriniz ve genç memurlarınız vardı. Birinci Dünya Savaşı sırasında erkekler tamamen biri diğerinin tepesinde olarak birlikte yaşadılar. Onlar için ölüm mevcut olduğu, sonunda birbirlerine olan bağlılık ile verilen hizmetlerin yaşam ve ölüm oyunu tarafından tasdik edildiği sürece, bu hiç de mesele değildi. Yoldaşlık, ruh kardeşliği ve bazı çok özel gözlemlerle ilgili birkaç açıklama dışında, bu duygusal karışıklıklar ve o zamanlarda meydana gelen duygu fırtınaları hakkında ne biliyoruz? Bu saçma ve grotesk savaşlarda ve cehennemî katliamlarda, erkeklerin her şeye rağmen nasıl dayanmayı başardıkları merak edilebilir. Kuşkusuz bazı duygusal yapılar sayesinde. Birbirlerinin aşıkları oldukları için savaşmaya devam ettiklerini kastetmiyorum; ancak şeref, cesaret, yüzünü kaybetmemek, fedakarlıkta bulunmak, siperi komutanla terk etmek tüm bunlar çok yoğun bir duygusal bağı ima ediyordu. Bu demek değildir ki: “Ah, orada eşcinselliğe sahipsin!” Bu tür bir akıl yürütmeden nefret ediyorum. Fakat şüphe yok ki, orada, tek bir koşula değil, haftalar boyunca çamur ve bok içinde, cesetler arasında debelenen, açlık duyan ve saldırı sabahı kendinden geçmiş adamların olduğu bu cehennemî yaşama izin veren koşullardan birine sahipsindir.

Son olarak, bir dergi gibi iyi düşünülmüş ve gönüllü bir şeyin eşcinsel bir kültürü, yani çok biçimli, çeşitli ve bireysel olarak ayarlanmış ilişkiler için araçları mümkün kılması gerektiğini söylemek istiyorum. Fakat öneriler programı fikri tehlikelidir. Bir program sunulur sunulmaz yasa haline gelir ve orada, icat etmeye karşı bir yasaklama söz konusudur. Bizimki gibi bir duruma ve bu duygulara özel bir icat kabiliyeti olmalı; bu, Amerikalıların “eşcinsel olduğunu açıklamak” [coming out] dediği şeyi, yani kendini göstermeyi gerektirir. Program tamamen açık olmalı. Bu ve bu gibi sebepler için anlaşılabilir ama zorunlu olmayan şeylerin tarihsel olarak nasıl olumsal olduğunu göstermek için derinlemesine kazmalıyız. Düşünülebilir olanı, bir boşluğun arka planı karşısında görünür kılmalı ve zorunluluğunu reddetmeliyiz. Var olanın, tüm mümkün alanları doldurmaktan uzak olduğunu düşünmeliyiz. Sorunun meydan okumasını hakikaten kaçınılmaz kılmak için: Ne oynanabilir?

 

[1] Lilian Faderman, Surpassing the Love of Men (New York: Morrow, 1980).

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top