Beyaz Erkekler

07.03.2021  /  Sara Ahmed, Çeviri: İlkay Özküralpli  /  Etiketler: akademi, felsefe, feminizm

Çeşitlilik araştırmamdaki en komik anlardan biriydi. Bir uygulayıcıyla görüşüyordum. Benimle bir hikâye paylaştı. Üniversitesindeki üst yönetim ekibinin yeni web sayfasına bakıyormuş. Ekibin her üyesinin fotoğraflarını koymuşlar. Omzunun üzerinden bakan arkadaşı sormuş: “Akrabalar mı?” Hikâyeyi anlattığında ikimiz de birden kahkahalara boğulduk. Çoğunlukla kelimelere dökülmeden yeniden üretilen bir mantığı kelimeler aracılığıyla yakaladığımızda, bu durum büyük bir rahatlamaya sebep olabilir.

İkimizin de bu mantığı fark ettiğini fark ettik. Kahkaha, bu mantığın zil sesleriydi; bedenlerimiz de bu mantığı yakalar.

Akrabalar mı? Aslında, belki de genellikle “akraba” kelimesini kullandığımız anlamda ilişkili değiller. Kan bağları yok. Ya da var mı? Ekibin her üyesi aynı türden mi? Bu soru tarafından ya da bu soruda kayda geçen görünüşün homojenliği, ilişkili olmanın başka bir anlamına işaret ediyor mu: bir ilişki içinde olmak; ilişki olarak olmak? Aslında bunlar, ki buna şaşırmayacağınızı sanıyorum, “beyaz erkekler”. Bu ifadeyi kullanmak, bir ilişkiyi özetlemek anlamına gelmez; ilişkinin kendisi bir özettir (bir kurumun kısa bir dizi nokta etrafında nasıl inşa edilebildiğinin özeti). Fotoğraf bize özetin özetini verir: organizasyonun kim olduğunun, organizasyonun kimin için olduğunun özeti. Şüphesiz bir imaj, tek bir şey bile değiştirmeden değişebilir (bu yüzden çeşitlilik çoğu zaman bir posterdir, beyazlığı saklamanın bir yolu olarak organizasyonu renkli ve mutlu bir biçimde yeniden imgeleştirebilirsiniz: görüntü yönetimi olarak çeşitlilik).

“Beyaz erkeklerden” bahsettiğimizde bir kurumu tarif ederiz. “Beyaz erkekler” bir kurumdur. Bunu söyleyerek ne demiş oluyorum? Bir kurum tipik olarak, belirli bir topluluk içindeki bir grup bireyin davranışını yöneten sosyal düzenin süreğen yapısına ya da mekanizmasına atıfta bulunur. Dolayısıyla, “beyaz erkekler”in bir kurum olduğunu söylediğimde, sadece zaten kurulmuş ya da inşa edilmiş olanı değil, aynı zamanda bu yapının sürekliliğini sağlayan mekanizmaları da kastediyorum. Bir inşa, bir dizi düzenleyici norm tarafından şekillendirilir. “Beyaz erkekler” aynı zamanda davranmak anlamına gelir. Zira mesele sadece kimin orada ya da burada olduğu, masada kime bir yer verildiği meselesi değil, aynı zamanda bir kez erkekler ortaya çıktıklarında bedenlerin nasıl işgal edildiğidir; bir bağ olarak davranış.

Fakat “beyaz erkekler”den bahsettiğinizde sizi ona karşı bir suçlama yapıyormuş gibi duyarlar. Belki bu yazının başlığı kışkırtıcı görünebilir: neden tümüyle erkekle ilgili olsun?

Ee, belki de ondan (he/him)[1] bahsediyorum: zamir bir kurumdur. O (he/him): bazıları için o (he/him) olmak onlara karışmak anlamına gelir.

O halde, “beyaz erkekler” kimin olduğu kadar neyin bir araya getirildiğine de atıfta bulunur: kolektif bir beden. Bu, beyaz erkeklerin sürekli olarak yeniden bir araya getirilmediği anlamına gelmez; geçmiş, kaynaklara dağıldığından şimdiki zamanda buluşabilirsin, gelecekte bir araya gelebilirsin. “Beyaz erkekler” zaman kipleri arasıdır: bir mirasın nasıl yeniden üretildiğidir. Bir beden hizaya girdiğinde ya da hizadayken, yalnızca bir dizi hiza görebilir ya da belki hiç hiza görmeyebilirsiniz; şeyler olması gerektiği gibi göründüğünde, doğru yolda olduğunda, ortadan kaybolurlar. Bir beden hizaya girmediğinde, şeyler queer ya da çarpık görünür.

Kıps.[2]

Nirmal Puwar’ın Space Invaders: Race, Gender and “Bodies out of Place” (2004) isimli kitabı bu süreçleri çok iyi anlatır: bazı bedenler “bedensel normlardır”, mekânların meşru sakinleri olurlar.

Diğerleri ise olmaz.

Kıps.

Görüşme yaptığım bir çeşitlilik uygulayıcısı organizasyonların kendi imajlarına göre işe alma eğilimine, “toplumsal klonlama” adını verdi. Katıldığım bir çeşitlilik eğitimi oturumunda birisi departman üyelerinin potansiyel iş adayları hakkında nasıl soru sorduğundan bahsetti: bu kişi “bara götürebileceğin türden bir insan” olabilir miydi? İlişkilendirilebilir olmak, bir ilişkiyi kısıtlamaktır; sadece toplantı ya da seminer odalarında değil, aynı zamanda sosyal mekânlarda, kendine ait geçmişleri olan mekânlarda evlerinde (-miş gibi) oldukları için ilişkilenebileceğiniz biri. Normlar, mekânlar ne kadar sıradansa o kadar düzenleyici olabilir. Bu yüzden: kurallar gevşetildiğinde, kurallarla yüz yüze geliriz.

Geri çekilin.

O halde “beyaz erkekler” nasıl inşa edilir, hatta bir bina nasıl inşa edilir? Bunu bir düşünün. Bir uygulayıcı bana kurumundaki binaları nasıl adlandırdıklarını aktardı: tümü ölmüş beyaz erkekler. Belirli bedenlere ev sahipliği yapabilsinler diye mekânların nasıl düzenlendiğini bilmek için adlara ihtiyacımız yok. Binaların nasıl ya da kimin için olabileceğini bilmek için adlandırmaya ihtiyacımız yok.

Bağ olarak davranış: Beyaz bir erkek hocayla birlikte bir odaya girebilirsiniz. Kolektif bakışların nasıl ona hücum ettiğini fark edebilirsiniz. Birlikte içeri girersiniz fakat birlikte görünmezsiniz. Belki sizin bir asistan olduğunuzu düşünürler. Erkeği ise bir hocanın nasıl görünmesi gerektiğine dair beklentilerine uygun biçimde görürler. Sakalı olabilir; gri saç belki de. Elbette bu erkekte bundan daha fazlası var; şüphesiz görmedikleri şeyler vardır. Son derece doğru; zaten mesele de bu. Hoca olarak görüldüğünde erkeğin de görülmemesinin bir yolu vardır. Görmeyi umduklarını görürler; bir kişiyi hoca olarak görürken diğerini görmezler çünkü “beyaz erkekler” hali hazırda toplanmıştır. İşte hocalar geliyor, işte hoca; merhaba Hocam.

Nasıl göründüklerine dair bir beklentiyi karşıladığınızda, görünmek için çaba sarf etmek zorunda değilsiniz. Görülmek, birilerine görünmekle ilgilidir; dikkat çekmek. Dışarıya gönderilen kelimelerin ardından gelebilecek sessizlik; bu ciddi bir durumdur. Bazen kıkırdıyorum. Çünkü bu çok sık oluyor, ne olduğunu o şey olurken anlarsınız. Bazen şüphesiz görebildiğimiz şey görmeyi umduğumuz şeydir. Fakat ara sıra da olsa, insanların dönüp bakmasıyla oluşan titrek izlenimi daha somut hale getiren bir şeyler olur.

Verdiğim bir derste, dersi benim verdiğim her sene, seminerlerime kaydolup da gelmeyen birkaç öğrenci olur. Benim dersim yerine beyaz erkek hocanın sınıfına giderler; benim dersimi alıyor olsalar bile onun derslerini dinlerler. Ofis saatime gelen bu öğrencilerden birine, merakla neden o sınıfa gittiğini sordum. “Adam tam bir rock star”, diye arzulu bir biçimde iç çekti. Ve sonra, sanki hayranlığına bir somutluk vermek için, sanki bu hayranlığını daha eğitici ya da en azından stratejik terimlerle açıklamak istercesine ekledi: “Doktora yapmak için Amerika'ya gitmek istiyorum.” Daha fazlasını söylemesine gerek yoktu. Hırsı bir kararın açıklaması olarak sunuldu. Bana ne söylediğini biliyordum; onun düşüncesinde (doğru ya da yanlış) “beyaz erkekler”den (bu çoğulu duyduğunuzda düşünün: kişi değil kurum) alınacak bir referans daha değerli olacaktı; seçileceğini, onunla ortaklığı yoluyla, ona yakınlığı yoluyla kendisinin de yükseleceğini düşünüyordu. “Beyaz erkekler” tarafından imzalanmış bir referansı olursa, akademik yaşamda ilerleme ya da yükselme şansı artar diye hesap etmişti. Bu kadın öğrenci kurumsal bir diyeti halihazırda sindirmiştir ve bu aynı zamanda toplumsal da bir diyettir; daha yüksek = o (he/him). Geleceğe yönelik bir değer tahminin, değer katmak için yeterli olduğuna dikkat edin.

Beyaz erkekler: spekülatif felsefenin kökenleri, (böyle bir) spekülasyon yapılabilir.

Spekülasyon yapın, biriktirin.

Başka bir zaman, açıklayıcı bir zaman, iki akademisyen, kahverengi bir kadın ve bir beyaz erkek, ortak bir araştırma projesi sunuyor. Projede eşit ortaklar; fakat erkek kıdemli, çok seçkin, tanınmış, belki o da bir “akademik rock star”. Sunumun sonunda kadından şaka yollu “eşi” diye bahsediyor. İlişkileri hakkında yaptığı şakayla ilişkilerini nasıl gördüğünü anlatıyor: koca, yazar, fikirlerin yaratıcısı; eş, erkeğin arkasında duran. Kadın belki yardım eli uzatıyordur; belki de çayı yapıyordur. Tabii ki de yapmıyor; fikirler sunuyor, kendine ait fikirleri var. Kadının entelektüel emeği bir şakayla gizlenir; nasıl gizlendiği bir şaka ile ortaya konur ya da sahnelenir.

Bir şey komik olmadığında, gülmeyiz.

Böyle olayları kataloglamış olsaydık, elimizde oldukça uzun bir liste olurdu. Ama ne liste… Bir kataloğa ihtiyacımız var. Eş olmak: profesör, akademisyen, entelektüel, insan olmaya uygun olmamak. On Being Included’un (2012) sonucunda da belirttiğim gibi, bu olayları kataloglamak melankolik bir görev değil. Yer verilmeme deneyimlerini açıklamak (bir kategoriden çıkarılmak, bir dünyadan çıkarılmaktır) bir başka üzücü politik ders değildir, devam etmek için neyden vazgeçmek zorunda kaldığımıza dair bir derstir. Yer verilmemeden, yere dair öğrendiklerimiz var. Yere dair bu başarısızlıklar yüzünden kurumsal yaşam hakkında çok şey öğrendik: yaşam biçimleri olarak içine sokulduğumuz kategoriler, siz onlarda tam anlamıyla ikamet etmediğinizde aşikâr hale gelir.

Bir norm, şeyleri görmenin bir yolu olarak uygulanabilir: birini biri olarak kaydedişimizin çabukluğu; bir varışı nasıl fark ettiğimiz. Bir kaydın hızlandırılması; bir düşüncenin düşünülmemişliği (düşüncesizliği). Birini belirli niteliklere sahip olarak algılama yolları, dünyadaki nesneler, somut şeyler haline gelir. Bu süreç şunlar hakkında olabilir: bir bireye dair algı, şu aldatıcı “itibar” meselesi, bazı kişilere bazen yaptıklarından bağımsız olarak bazen de ilişkili biçimde belirli özelliklerin verilmesi ve bir bireyin kurumsal yaşamının kısmen bu özelliklerin değeriyle ilgili olması. Bu küçük algılar, daha büyük kategorilere yapışır ya da bu kategorilerin yapışmasını mümkün kılabilir. Üniversitede terfi komitesinde bulunan feminist bir meslektaşım, erkek ve kadın personelin performanslarının sadece mektuplarda performansı tarif etmek için kullanılan sıfat türleri aracılığıyla farklı değerlendirildiğinin altını çizerek bu süreci nasıl duyabileceğimizi anlattı: erkekler için kullanılan tanımlayıcı sözcükler yukarıya yönelen, enerjik ve hırslı iken kadınlar için ise daha sessiz, daha sabit ve yere daha yakın. Cinsiyetin kelimelerden oluşması sürpriz olmamalı. Cinsiyeti kelimeler aracılığıyla yapabiliriz; fakat bu şüphesiz cinsiyeti yapmanın tek yolu değildir.

Alıntı meselesi, bir başka akademik ilişkisellik biçimidir. Beyaz erkekler bir alıntı ilişkisi olarak yeniden üretilir. Beyaz erkekler diğer beyaz erkeklerden alıntı yapar: bu her zaman yapmış oldukları şeydir, bu yapacakları şeydir, birbirlerine bir şeyler öğretirken birbirlerine yapmayı öğrettikleri şey budur. Erkekler alıntı yapar; ne kadar parlak bir erkek, ne kadar büyük bir teorisi var. Bu bir sonraki falanca erkek filozof: sen de böyle düşünmüyor musun; erkeğin düşündüğünü görün. İlişki genellikle baba soyludur: baba, sonunda onun yerini alacak olan oğlunu yetiştirir. Patriyarka: ne sistem ama. İşe yarıyor.

Beyazlık da: işe yarar; kalmanın ya da iyi tanınmanın bir yolu olarak işleyen bir sistemdir, başka bir yazıda temin sistemi olarak adlandırdığım şey. Irk üzerine yapılmış öncelikle beyaz erkeklerden alıntı yapan “eleştirel” çalışmalar okudum. Bunu yaptıklarında fark ederim, çok çabuk. Sayfaların her yanına saçılmış beyazlığı görürüm. Beyazlık, onu yaşayanlara görünmezdir. Yaşamayanlar için ise beyazlık katı bir şey olarak görünür: kütleli bir beden.

Ve o zaman: renk farklılık olarak görünür, sapma olarak, ihlal olarak. Belki hoş gelirsiniz; çeşitlilikten bir hoş geldin, henüz bir parçası olmanın parçası olmayanlara yönelik bir davet olarak bahsetmiştim. Tekrar tekrar okurum: bir makale çağrısı feminist ve post-kolonyal / eleştirel ırk katkılarını bir hoş geldin olarak listeler. Fakat yine de sadece beyaz erkeklerden alıntı yapıyorlar. Yine de alıntı yap, ille de alıntı yap. Beyaz erkekler: çağrı diğer bedenlere yönelik olsa bile, (tam da bireysel alıntılar, uygun isimler olarak kayıtlı) bu beden etrafında toplanmaya biz de çağrılabiliriz. Bir keresinde, belirli bir düşünce alanındaki feminist yaklaşımlar için, o düşünce alanının erkeksi doğasını potansiyel bir konu olarak içermesine rağmen, tüm beyaz erkeklere atıflarla başlayan bir makale çağrısı okudum! Üç alıntı, seçilmiş; seçilenler olarak beyaz erkekler. Bunu (“bu” burada beyaz erkekler anlamına geliyor, düşünce alışkanlığı), bunu yaparken ne yaptıkları üzerine düşündükleri (ya da üzerinde düşünmeye açık oldukları) iddiasıyla yapabilirler.

Kıps.

İşaret et.

Feminist parmaklar: sivri uçlu.

Bir sisteme işaret ettiğinizde bir sisteme karşı çıkarsınız. Bir sistem söz konusu olduğu zaman, sistemden yararlananlar o sistemi tanımak istemezler. Kulağa sanki açıklayarak kişisel başarılarının önemini azaltıyormuşsunuz gibi kibirli gelebilirsiniz. Duvarları tanımayabilirler. Zira duvarları tanımak, yukarıya doğru giden bir yolun sadece bir irade meselesi olmadığını, desteklenmeye ve olanak tanınmasına bağlı olduğunu da açığa çıkaracaktır; bu yol desteğin eşit olmayan dağılımına bağlıdır.

Beyaz erkekler = bir destek sistemi.

Tevekkeli: duvarlardan bahsettiğimizde duvarlar ortaya çıkar.

Bir duvar, bir savunma mekanizması olabilir.

Bir keresinde Twitter'da bir yazarın ağırlıklı olarak diğer beyaz erkeklerden alıntı yaptığını belirttim. Bu erkek işaret ettiğim örüntüye katıldı fakat söz konusu örüntünün "onu etkileyen geleneklerde olduğunu" söyledi. Bir gelenek tarafından etkilenmek, beyaz erkeklerden alıntı yapıyor olmaktır. Alıntılamak, yeniden alıntılamak, bitimsiz bir geriye dönüş. Sık kullanılan bir yol olarak beyaz erkekler; o yolu ne kadar adımlarsak o tarafa o kadar çok gideriz. İlerlemek için, daha önce gelenlerin geride bıraktığı izleri takip edersiniz. Fakat bu izleri takip ederken, onların daha parlak, daha hafif hale gelişine iştirak ederken, diğer izler kaybolur, gölgeler haline, ışıksız yerler haline gelirler ve sonunda kaybolurlar. Kadınlar da renkli insanlar da beyaz erkeklerden alıntı yapabilir: var olmak için beyaz erkeklerle ilişki içinde olman gerekir (Fanoncu bir noktayı ters anlamlandırırsak). Beyaz erkeklerden alıntı yapmamak var olmamaktır ya da en azından şu ya da bu alanda var olmamak. Bu mantıkları kullandığınızda, varlığınızı açıklamanın bir başka yolu olan başka bir tarih yazarak var olabilirsiniz. Eğer alıntı yapmak sizin geçmişinizi silip yok etmek anlamına geliyorsa… oldu, başka?

Bazı öğrencilere bu ihtimal korkunç gelebilir; kendinizi akademik bir varoluşa aktarmanın kendinizi dışarıda bırakmayı gerektirebileceği fikri.

Şüphesiz durumu abartıyorum; feminist ve ırkçılık karşıtı çalışmaları farklı bedenlerin etrafındaki mekânları yeniden bir araya getirerek yapıyoruz. Fakat bu kolay değil ve bir araya gelişin işlemesi için ortak çalışmaya dayalı olması gerekir; farklı buluşma noktaları yaratarak bir araya gelmeliyiz. Tabi bu her zaman işe yaramaz. Feminist tezlerin feminist jürilerinin, referans listelerine daha fazla beyaz erkeğin eklenmesini istediğini görmüştüm; düzeltme = daha fazla beyaz erkek alıntılanacak. Ve biz bunun nedenlerini biliyoruz: basitçe söylemek gerekirse, eğer akademik disiplinler beyaz erkekler etrafında organize edilmeye devam edilirse, o zaman tarihe saygılı olmak, doğru alıntı yapmak, iyi alıntı yapmak pratikte daha fazla beyaz erkeğe atıf yapma gerekliliğine dönüşebilir.

Bu daha önce de başımıza gelmişti, öyleyse her zaman dahası da olacak. Çünkü bu alıntı gerekliliği silinme anlamına gelir; hali hazırda (disipline) nüfuz eden diğerlerini isteyerek unutma. Feminist alanlar (diyelim ki, duyguların, bedenlerin ve yakınlıkların incelenmesi etrafında şekillenmiş alanlar) bile beyaz erkekler etrafında yeniden organize edilebilir. Kararlar, cinsiyetlendirme ve ırksal kararlar gibi görünmeyen kavramlar ya da değerler hakkında, tanımlar ya da ayrımlar hakkında verilir (bunun duygu çalışmalarında nasıl işlediğinden burada bahsetmiştim). Bireyler, beyaz erkek olmayanları kasıtlı olarak alıntılamamak zorunda değildir: daha ziyade onlar için ama onlarsız bu dışlamaları gerçekleştiren kararları miras alırlar. Bu kararlar uçları, nereye gitmek zorunda olmadıklarını belirler. Alıntılar, akademik tuğlalardır ve tuğlalar duvara dönüşür.

Bu nedenle, yazmakta olduğum Feminist Bir Yaşam Sürmek (Living a Feminist Life, 2017) isimli kitabımda katı ve aleni bir alıntı politikam var. Beyaz erkeklerden alıntı yapmayacağım ve yapmıyorum. Ve biliyor musunuz: gerçekten çok kolay oldu! Siz de denemelisiniz! Evlerimizi feminist araçlarla yeniden inşa edebiliriz; sömürgecilik karşıtı bir hassasiyetle beyazlık evini yıkabiliriz. Beyaz erkeklerin bedenleri, dünya değildir. Onların bedenleri etrafında düzenlenmemiş bir dünya ortaya çıkarılabilir.

Fakat her zaman bu politikayı uygulamayacağım: bu bir yazma deneyi, toplumsal bir deney. Beyaz erkeklerden alıntı yapacağım, tıpkı daha önce yaptığım gibi. Bazen beyaz erkeklerden alıntı yapıyorum; örneğin Willful Subject'te (2014) Hegel ve Kant’tan alıntı yaptığım gibi çünkü evi yıkmak istiyorum, tuğla tuğla. Bir başka sefer, beyaz erkeklerden alıntı yapıyorum çünkü ben de aldığım şeyden etkilenmişimdir. Örneğin, Queer Phenomenology'de (2006) Husserl ve Merleau-Ponty'den alıntı yapıyorum ve çalışmalarına şüphesiz bir meylim var (özellikle Husserl, fakat bu eğilimin onun aracılığıyla ortaya çıktığından emin değilim, merakımı daha ziyade queer biçimli yapan masalar buldum). Feministler olarak meselelerimiz var. Feminist mesele, sadece kimi alıntıladığınızla değil aynı zamanda nasıl alıntı yaptığınızla da ilgilidir. Fenomenolojinin yayılma çizgisinde başka bir nokta olmayı umduğum için alıntı yapmıyorum. Umarım bu şekilde alıntı yapmam! Bu geleneği miras alan ve yeniden üreten bir fenomenolog olmak istemem. Amacım, bir bedenden diğerine giden çizgiyi queerleştirmek. Çarpık olmak isterim; hatta, işleri hatalı yapmak.

Hata: Hata yapmak, yoldan sapmaktır. Doğru yoldan gitmemektir.

Öyleyse Husserl’in geri gitme çağrısının[3] arkasında ne olduğunu sorabilirim. Onun masasına katılabilirim, bir filozof olarak işini yapabilmesi için masayı temiz tutan ev işlerini sorabilirim; ki böylelikle bir filozof olarak masayı önünde tutabilsin, masa dikkatini çekmediği zamanda bile. Onun nereye gitmediğini, modellerinin benim olmadığım (“olamadığım”) bir bedeni (“olabilirim”) nasıl varsayabileceğini düşünüyorum. Bu yüzden, bir queer fenomenoloji sunmadaki amacım, fenomenolojiyi queerleştirmekti; bu çaba bir sevgi (işte hatalı araştırma) nesnesi olarak masalar ve seyahat arkadaşlarım olarak Frantz Fanon ve Iris Marion Young ile sonuçlandı; onlar ilişki içinde olmanın varlığın kendisiyle ilişkinize nasıl bağlı olabileceğini keşfetmek için fenomonolojiden yararlananlar (bir başka açıklama biçimi: varlığın dayanılmaz beyazlığı ve erkekliği).

Beyaz erkeklerle ilişki içinde olmamanın bir yolu var mı? Bir keresinde, biri bana Badiou'nun x vererek feminizme yardımcı olabileceğini söylediği bir tweet atmıştı. X'e kadar gelemedim; yardım etmek fiilinde kaldım. Bunu feminist bir öğrenciyken de fark etmiştim; bazı feminist filozoflar erkek filozoflardan bahsederlerken sıklıkla onlara sözü feminizme yardımcı olmaları açısından yöneltirler. Doktora çalışmamı temel aldığım ilk kitabım Difference that Matter’da (1998: 70) bu “yardım” kullanımı hakkında yazmıştım. Şimdi de o zaman düşündüğüm şeyi düşünüyorum. Feminizmin sorunları çözmek için yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum; sanki düşünce, içine fırlatıldığımız yerlerden farklı bir yerden geliyormuş gibi. Fakat felsefe, feminist yardıma ihtiyaç duyabilir; her ne kadar feminist bir yardımcı ya da filozofun yardım eli olmak gibi bir arzum olmasa da (daha ziyade ellerimi feminist yumruk haline getirmeyi tercih ederim). Ve felsefenin feminist yardıma ihtiyacı var çünkü: nesiller boyu feminist bilim insanlarının bize öğrettiği gibi, felsefedeki cinsiyetçiliği açığa vurmak felsefenin yapısını patlatır.

Daha çok feminist patlamaya ihtiyacımız var.

Asıl yardım edecek olan budur.

Paramparça etmek.

Bir şeyi patlatmak, parçalarına ayırmak için, orda bir şey olduğunu göstermeliyiz. İşte bu nedenle sorunları adlandırmak çok önemlidir; bu yüzden bu gönderiye “beyaz erkekler” adını veriyorum. Fakat bir feminist olarak beyaz erkeklerden bahsettiğinizde kendinize bir tarih biçiyorsunuz; daha önceki bir blogda ifade ettiğim gibi, kulağa tarihi geçmiş bir feminist olarak geleceksiniz. Nitekim, birkaç kez 1980'lerin feministi olarak anıldım. “Neden sadece beyazlar konuşuyor?” ya da bir düzenlemeyle ilgili daha spesifik olarak “neden ırkla ilgili konferansta beyaz erkekler açılış konuşmacıları oluyor?” gibi sorular sorduğunuzda insanlar sizin pek de yardımcı olmadığınızı düşünme eğiliminde olur.

Bir etkinlikte, yalnızca beyaz erkeklerin konuştuğundan bahsetmenin modası geçmiş; fakat bir etkinlikte, yalnızca beyaz erkeklerin konuşmasının modası geçmemiş.

Kimin toplanacağı konusundaki kısıtlamayı fark etmememiz bekleniyor ve sonra bu toplananlar yine toplanıyor. Ama: bunun gibi noktalara değindiğinizde size “kimlik politikası” yaptığınız söylenir. Siz bir yapıyı işaret edersiniz; onlar sizin kimlik hakkında konuştuğunuzu duyar. Sadece sizin orada olmamanızla ilgilendiğinizi, meseleyi kendinize mal ettiğinizi düşünürler.

Siz diyorsunuz ki: etkinliğin bir yapısı var. Derler ki: bu bir etkinlik, bir yapı değil. Ve sonra: etkinliğe bir yapı dayattığınıza karar verilir.

İşte bu nedenle “beyaz erkekler”in bir kurum olduğunu söylemek önemli. Biz bir şeylere istikrar kazandırıyor değiliz; bu istikrar dünyanın içinde. Bu nedenle, herhangi bir çağdaş teorinin, kurumları ve diğer dünyevi istikrarları açıklaması gerekir; bu mekanizmaları açıklamak, şeylerin nasıl hareket etmediğini açıklamak, yeni düşünceleri, düşünceler üzerine yeni düşünceleri meydana getirmektir.

Hâlâ yapılacak çok iş var. Ve bu yüzden: (bu istikrara karşı kurulan) akışların[4] dili sadece işe yara“ma”yan bir şey değil aynı zamanda bu sistemi çalıştıran şeyin bir parçasıdır. Bunu daha önce söylemiştim ama birkaç kez daha söyleyeceğim: şeyler, eğer o şeylerin aktığı yöne gidiyorsanız akışkandır. “Beyaz erkek” olmadığımız zaman dünyayı böyle deneyimlemiyoruz. Dünyaya dair deneyimlerimizden yazmamız gerekiyor. Biz: beyaz erkek olmayanlar. Olmayandan bir “biz” yapmak, o “biz” olmaya istekli olmayı gerektirir. Bu yüzden, “beyaz erkek olmayanları” asi olmaya, beyaz erkeklerden ya da sadece onlardan alıntı yapmaya devam etmemeye ya da onlar haline gelmek için yardımlarını istememeye ya da sahip olduğunuz beden düşünüldüğünde mümkün olduğunca onlar gibi olmayı hedeflememeye çağırıyorum. Ve beyaz erkekleri, beyaz erkekleri yeniden üretmeye bir son vermeye, tarihi kendi yeniden üretiminiz için yeterince iyi bir neden olarak kabul etmemeye çağırıyorum.

Bir mirası yeniden üretmemek, bilinçli bir inatçılık ve inatçı bir çaba gerektirir.

Çevirmenin notu: Bu metin Sara Ahmed tarafından kendi bloğu feministkilljoys’da 4 Kasım 2014’te yayımlanan bir posttur. Metnin İngilizce aslına şu linkten ulaşılabilir: https://feministkilljoys.com/2014/11/04/white-men/

 

 

[1] Buradaki “o” İngilizce’de erkeği belirten “he” kişi zamiridir. Türkçe’de kişi zamirleri cinsiyetli olmadığı için, vurgu gereken yerlere “he/him” şeklinde not düşüyorum – ç.n.

[2] Metnin orijinalinde “Blink.” olarak geçiyor. Metnin ritmini bozmamak açısından, duyulduğunda akla ilk “göz kırpmanın” geldiği “kıps” sesini tercih ettim – ç.n.

[3] Orijinal metinde, “what is behind Husserl’s back” şeklinde geçer. Edmund Husserl The Logical Investigations (Mantık Araştırmaları) isimli kitabında “şeylerin kendisine geri gitmek”ten (back to “things themselves”) bahseder. Ahmed’in burada kullandığı Husserl’s back kullanımındaki back kelimesi, bu geri gitmenin “geri”sine karşılık gelir. Fakat Ahmed’in back ve behind gibi birbirine yakın anlamlı sözcüklerle verdiği ritmi Türkçe’de tek sözcükle karşılamayı beceremedim. O yüzden, back’i “geri gitme çağrısı” olarak çevirmeyi tercih ettim – ç.n.

 

[4] Yukarıda bahsettiği istikrara karşı kurulan akışkan dil – ç.n.

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top