Levent Cantek ile söyleşi: Gezi’nin 1. Yılını İdrak Ederken Mizah ve Muhalefet

ViraVerita*: Gezi Direnişi Türkiye tarihinde eşine rastlamadığımız ve aslında pek de öngörülemeyen bir olaydı. Direnişi başlatan sebepler ile direnenlerin kimler olduğu ziyadesiyle tartışıldı. Sizce Gezi neden şimdi ortaya çıktı? Ve kimdi bu "direnişçiler"?

Levent Cantek: Birisi intihar ettiğinde, çıldırdığında, depresyona bir gerekçe gösterilir, kara sevda, parasızlık, çıkışsızlık şu bu… Akla mantığa uygun bir şeyler anlatılır. Oysa asla tek bir gerekçe yoktur, pek çok şey o büyük sıkıntıyı tetiklemiş, beslemiş ve o sonuca götürmüştür. Bu türden büyük direnişlerde tek bir nedeni işaret etmek yanlış olur. Gezi’nin asıl nedenini aktüel siyasete, örneğin AKP ya da Başbakana olan karşıtlığa bağlamamak gerekiyor. Sadece ona indirgenemez demek istiyorum. Bunu yaparsanız Gezi’de Ulusalcı bir isyan vardı diyenlere de yanlış diyemezsiniz. Her şeyden önce bütün dünyada benzer direnişler yaşanıyor,  hemen yerde anti kapitalist toplaşmalar gerçekleşiyor. Global bir etkileşim var ama her eylem zamana ve yerele ilişkin yönler içeriyor. Mevcut resimde yekpare bir muhalefet yok, tek siyasi bir düşünceye indirgenemeyecek bir çoğulluk var. İnsanî ve kabul edilebilir iyileştirme taleplerinden söz ediyorlar. Mesela polis şiddetinden şikâyet ediyorlar. Genel olarak kalabalığı asıl oluşturan yaş grubu 90'lı yıllarda doğanlar, polisle en çok onlar çatışıyorlar.

ViraVerita: Bir yazınızda "eylemin sürekliliğini sağlayan unsur mizah, zeka ve hınzırlıktı" diyorsunuz. Bu noktayı açabilir miyiz?

Levent Cantek: Silah taşıyabilen ve silah kullanma yetkisi olanlara karşı, onların önünde bir eylem yapıyorsanız ve bu eylemi sürdürmek istiyorsanız, meşru ve yasal gerekçeleriniz olması gerekiyor. Belediyenin-hükümetin alışveriş merkezi yapma planı veya polis şiddeti kalabalığı artıran unsurlardı. Eylemcilerin ellerinde de bunun dışında bir silah yoktu aslında. Hem şiddet karşıtı olduklarını gösterdiler hem de para iştahını eleştirdiler. Bunu yaparken de ironik bir dil tutturdular, eylemin sürekliliğini sağlayan önemli bir güç oldu o silah.

Dikkat ederseniz, orta sınıf, öğretmen şiddetine karşı çıkıyor artık, çok değil otuz yıl önce öğretmenler okulda çocukları döver ve bu da garip karşılanmazdı. Şimdi dünyanın her yerinde orta sınıflar polis şiddetine karşı çıkıyorlar. Polis şiddetine nasıl karşı çıkarsınız? Çocuklar ve ebeveynler yan yana durdular. Niye dövüyorsun, niye vuruyorsun diye sordular. Sadece vicdani değil mizahi-alaycı bir sinir de vardı.

ViraVerita: Olaylarda belki iki türlü bir şiddetten bahsedebiliriz: Biri insanların fiziksel olarak maruz kaldığı şiddet, diğeri de hayatlarının her noktasına, en başta da yaşadıkları kentin en önemli meydanına karşı uygulanan neo-liberal şiddet. Yukarıda söylediklerinizden yola çıkarak, “orta sınıf eskisine nazaran şiddete karşı daha büyük bir hassasiyet gösteriyor” diyebilir miyiz o halde?

Levent Cantek: Elbette, öğretmen şiddetini o sebeple örnek olarak gösterdim. Bugün bir öğretmen, bir öğrencisini döverse gazetelere düşebilir, haber değeri taşıyor artık o dayak. Oysa benim çocukluğumda, benim kuşağımda öğretmenden tokat yememiş yok gibidir. Aileler bunu büyütmez, normal karşılarlardı. Şuna dikkat edin, Batı Avrupa'da telefon kayıtları, mobese kameraları şu bu, sürekli internete düşüyor... Ama polis şiddeti olduğunda, vahşilik görüntülerde açığa çıktığında yerel kalmıyor, hızla globalleşerek dolaşıma giriyor. Dünyadaki anti kapitalist eylemlerde futbol takımı taraftarları çok göründüler. Niye? Polisle en çok onlar karşılaşıyor da ondan, mağdurdular ve tecrübeliydiler, cesaretle öne çıktılar. Şöyle bir sahne hatırlıyorum. Gençler bağırıyorlardı. Polisler de karşılarında. Bir baba, eylemcilerle ağız dalaşına giren bir polis amirine çocuğunu göstererek, "o benim oğlum, tepkisini gösteriyor, kimseye zarar vermiyor, ona vurursan ben de sana vururum, bunu bil" dedi. Öğretmen dayağını normal bulan ebeveynler yok artık. Bu ve buna benzer sayısız hikaye var. Ebeveynler oradaydılar, muhalefet hakkı istediler, şiddetten duydukları rahatsızlığı dillendirdiler. Şöyle sesler duyuldu: "vurma!", "zarar verme" "yapma". Daha önce polise ve eylemciye yönelik bu kadar uyarı olmazdı. Orta sınıf hassasiyeti bunlar. Eylem zaten o yüzden bu kadar genişledi.

ViraVerita: Gezi'nin toplumsal tabanı niçin "gülmeyi" böylesine benimsedi? Mizahı böylesine çekici kılan şey nedir?

Levent Cantek: Önce çaresizlikten ve başka bir yol bulamadığından başvurdular. Sonra rahatsızlık yarattığını ve birilerini kızdırdığını fark ettiler, sürdürdüler. Gülme eylemi, birlikte gülenleri birbirine yakınlaştırır ama güldüğünüz kişi(ler) üzerinde de bir saldırı etkisi yaratır. Genel olarak şunu söyleyebiliriz; mizah, eylemi popülerize etti, meydandaki kalabalığın iyi niyetini gösterdi, hak aradığına delil sayıldı.

ViraVerita: Türkiye'deki örgütlü solun, çoğunluğu itibariyle gülmeyi-mizahı ironiden öteye götüremeyen bir anlayışının olageldiğini bir ölçüde kabul edebiliriz. Gezi'de ise, üzerinde konumlandığı hakikat zemininden alabildiğine emin bir politik ironi anlayışının yerini işi çok daha 'sulandıran', kendini de tiye almaktan çekinmeyen yeni bir tür mizah anlayışının aldığını söyleyebiliriz. Sizce sol örgütler bu yeni tarza uyarlanabilmeyi becerebildiler mi? Ya da uzun vadede uyarlanmalılar mı? Ve tabii bu yeni tarzın politik eylemin etkisini artırmanın yanında artık bir şeyleri "ciddiye alamama" gibi bir yan etkisi olabilir mi?

Levent Cantek: Bir tavsiyem olamaz, ben olup bitene bakıyorum, geçmişte neler olup bitmişti; iyi kötü biliyor ve yurt dışındaki global anti kapitalist eylemlerde neler oluyor; onları aklımda tutuyorum. Türkiye'de eylemci sol grupların, bizim şenlikli muhalefet dediğimiz eylemleri, işi sulandırmak, asıl hedeften uzaklaşmak olarak gördükleri malum. Mizah, eylemin tözü olduğunda hemen eleştirilir, yeniden tanzim edilmek istenir, o eylemciler dışlanırdı. O günden bu yana çeşitli forumlarda yazılıp söylenenlere bakarsanız bu türden bir damarın varlığını koruduğunu rahatlıkla görüyorsunuz. Bunun değişeceğini sanmıyorum. Üstelik, bir yıldır ölenler ve sakat kalanlar oldu. Yas süreci ve rövanşizm-hesap sorma arzusu her zaman her şeyin önüne geçer. Mizahın bu süreçte azaldığını da görüyoruz zaten. Daha geniş bir açıdan bakarsak, büyük siyasetin aktörleri, dili ve işleyişi farklıdır. Siyasetin perhizci bir disiplini vardır, mutlaka uzlaşmayı içerir. Oysa Gezi'nin dili direnişe dayanıyordu, neşeli ve karnavaleskti.  Direniş hikayeleri, uzlaşma hikayelerinden her zaman daha etkileyici ve romantiktir. Yani o mizah, büyük siyasetin parçası olamaz. Olsa olsa bir ara konusu olur, sonrasında aslına döner. Şunun altını çizelim, mizah hasbihalciliktir, onu partizanca bir tutumla hatırlayamazsınız. Zaten bu yüzden yaygınlaşır. Gezi'yi düşünün; dil, söylem ve ifade biçimleri bütünüyle kaotikti. Cinsiyetçi, homofobik sayısız slogan ve rövanşist şiddet dili kullanıldı. Mizah, o erkek ve intikamcı aurayı yumuşatmıştı bence. Niye? Gülmek insanı yakınlaştırır, hasbihal edersiniz, konuşmayı kolaylaştırır. En azından, yapma gözünü seveyim dedirtir. Bu kadar şiddete ne gerek vardı, hepimiz bu memleketin insanlarıyız düsturunu çoğaltır. Bugüne dönersek, bu kadar insan ölmüş, bu kadar karşılıklı öfke varken mizaha ne kadar başvurulur?  Mutlaka daha az...

ViraVerita: Gezi'nin mizahında, isyancıların ve destekçilerin beslendiği düşünsel kaynaklar neydi? Bunlar günümüz anaakım mizah dergilerinin beslendiği kaynaklarla aynı mı sizce?

Levent Cantek: Önce şunu teslim edelim, bu eylem diyelim doksanlı yıllarda olsaydı, ilk gece pek çok insan kurşunlanır ve onlar muhalif terör örgütlerinin mensupları gibi gösterilir, geçer giderdi. O yıllardaki muhalif eylemler çarçabuk böyle sönümlendirilir, geçiştirilirdi. Şimdi, bugün, nerelerden besleniyor diyorsak, demokratik hak taleplerinin meşru sayıldığı bir zihniyetin içinde yaşadığımızı kabul ederek bu soruyu cevaplamamız gerekiyor. Hükümetin öfkesi de buradan geliyor, biz size neler sağladık neleri garanti ettik, siz ne hakla kadir kıymet bilmezsiniz gibi bir sinirle yükleniyorlar eylemcilere... Şaşırdılar, Gezi'den bu yana da çok öfkeli bir hükümetimiz var. Mizah dergileri, gezideki kalabalığın fikirlerine uzak olan üreticiler tarafından çıkartılmıyor ama bu denli yoğun ve bu kadar doğrudan siyasetle bir bağ kurmuyorlardı. Daha ziyade aptallığı ve zamanın gerisinde kalan siyaseti teşhir ediyorlardı. Türkiye'de daima sağ partiler iktidar olduğu için mizah dergileri onları eleştirmeye alışıktır, bir alışkanlıkla konuşurlar, Gezi'deki kadar yoğun bir siyasi içerikleri yoktur. Gezi'den sonra onlar da farklılaştılar.

ViraVerita: Internet ve özellikle Twitter ile Facebook başta olmak üzere sosyal medya bu mizahın yayılmasında başat aktördü. Sosyal medya bu işlevi görürken bir yandan da mizahı şekillendirdi mi?

Levent Cantek: Mutlaka, özellikle twitter anında tepki gösterebildiğin bir mecra olduğu için hem haberdarlığı hem pekiştirmeyi çoğalttı. Zaten bu gücü sebebiyle seviliyor ve başvuruluyor, kapatılmaya çalışılıyor.

ViraVerita: Özellikle inci sözlükle beraber gelişen bir "Türkçe caps" hadisesi de var. Gezi'nin mizahında da bu "caps"ler ciddi bir yer tuttu. "Caps"ler Gezi mizahının kaynaklarından birisi mi sizce?

Levent Cantek: Benim görebildiğim sokakta olan, sosyal medyaya, sosyal medyada olan sokağa yansıdı. Yaşadığımız hayatta metropolün aynası sosyal medya değil, tam aksine metropol, sosyal medyanın aynası. Capsler, bir ifade aracı. Duvar yazıları da öyle, bir ifade ve muhalefet aracı olarak kullanımı birdenbire arttı. Oysa bir dönem biz bunları taklitçilik olarak görüyorduk, içerik yerelleşti, yaygınlaşma imkanı buldu, herkesin bildiği bir şeye dönüştü.

ViraVerita: Bu noktada, dikkatinizi çektiyse bir ara oldukça yaygın şekilde bir “felsefeci caps”i furyası başlamıştı. Foucault’nun “bana iktidar deme heval” caps’i benim en net hatırladığım örneği bu furyanın. Burada bir yandan hitap ettikleri kitlenin entelektüel düzeyine dair varsayım var, diğer yandan entelektüelliğin kendisiyle “yerel geyikler” ile dalga geçilmesi… Nasıl yorumlarsınız?

Levent Cantek: Amerikan sitkomlarından Hollywood'a, yaygınlık kazanan global esprilere, eğilimlere bakarsak dünyanın her kültüründe benzer nitelikli bir aura görebiliyorsunuz. Guy Fawkes maskelerini düşünün, bu kadar insan, grafik romandaki ya da filmdeki mesajı biliyor olabilir mi? Sanmıyorum. Ben siz örnek verdiğiniz için söylüyorum. Foucault da çok biliniyor gibi gelmiyor bana. Onun resmi ve iktidar sözcüğü yetiyor. Bütün dünyada benzer bir dolaşım var, yerel olan "heval" vurgusu... Heval yerine "gardaş" veya "iki gözüm" ya da "bana iktidar deme la" da denebilirdi. Bunlar da kullanıldı hatırlarsanız. Yazılıp çizilenleri Geeker kültürünün bir parçası olarak okumalıyız öncelikle. Haberdar olmakla nüfuz etmek ve sahiden biliyor olmak birbirinden farklı şeyler... Bourdieu, Fransa'da liselerde ders kitabı olarak okutulur, bilmek zorundasınızdır, bizim içinse habitus demek bir entelektüellik göstergesidir. Ekran başındaki üniversite öğrencisi eyleme ucundan kıyısından bulaşarak muhalefet edecekse, ne yapabilirdi, bildiği isimler ve ideallerden referans alarak üretim yapabilirdi. Üstelik bu muhalif capsler, dünyanın her yerinde benzer biçimde kullanıyor, dolaşıma girdikten sonra yerelleşiyorlar. Heval, "dude" yerine kullanılmış olabilir mi, elbette olabilir.

ViraVerita: Yerel seçimler öncesince, özellikle Twitter üzerinden yayılan "tatava yapma bas geç" şeklinde bir kampanya vardı. Özellikle İstanbul ve Ankara için, AKP'nin karşısında yer alan Sarıgül ve Yavaş'a, "sol" kaygılar bir kenara bırakılıp oy verilmesi çağrısı yapılmıştı. Hareket özellikle "caps"ler üzerinden söylemini yaydı. Sizce bu hareket ve söylem Gezi'de ortaya çıkanın bir devamı mı?

Levent Cantek: Son bir yıl içinde pek çok muhalif eylemi süreklilik içinde düşünmek gerekiyor. Bu türden muhalif espriler, Gezi'den önce de vardı ama Gezi'yle popülerleşti, daha fazla insan tarafından kullanılmaya başladı. Bundan sonra da yapılacak, genel seçimlere kadar devam edeceğini tahmin edebiliriz.

ViraVerita: Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz…

 

* ViraVerita Yayın Kurulu adına söyleşiyi gerçekleştiren: Murat Öngel

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top