Sayı 2

#
2
2015/Ekim

Dünyaya ve memlekete olan inancımızı kaybetmemiz için bir yığın sebebimizin olduğu şu sinik ve “fikirsiz” zamanlarda, bir fikir olarak “akademi”, Platon’un beklediği gibi bizi hakikate ulaştırma, daha erdemli ve umutlu bir yaşam sürme konusunda hâlâ bir vaat barındırabiliyor mu içinde? Ondan önce, akademide üretilen bilginin, sözün, kavramın gerçekten sorgulayıcı, eleştirel bir niteliği, işlevi ve hükmünün kaldığını söyleyebilir miyiz? Bu sorulara gönül rahatlığıyla olumlu yanıtlar veriyorsak, çoğu zaman yapıldığı gibi, akademiyi kendinden menkul, sürtünmesiz bir ortamda, neredeyse özsel bir haleyle donanmış olarak kabul etme naifliğinden kurtulamamışız demektir. Oysa, akademinin toplumsal gerçekliğe ne kadar etki ve müdahale edebildiğini-edebileceğini ölçebilmek için, belki de en başından yapmamız gereken, akademiyi içerisinde yer aldığı toplumsal, siyasal ve tarihsel koşullarla rezonans halinde düşünmek ve onu bir fikir olmaktan önce iktidarla bakışımlı bir ilişki içerisinde somut bir aygıt ya da mekanizma olarak mevcut işleyişiyle değerlendirebilmektir. ViraVerita olarak, dosya konumuzu “akademi” olarak belirlerken tam da böylesi bir saikten hareket ettik. Özellikle son birkaç on yılda, sermaye-piyasa mantığının toplumun her alanına tamamen hâkim kılınmasının da birer sonucu olarak üniversitede ticarileşme, şirketleşme, güvencesizlik, vs. gibi birçok ‘yeniliğin’ akademinin kısmi özerkliği ve işleyişini de tamamen ortadan kaldıracak biçimde devreye sokulmasına rağmen, hem dünyada hem de Türkiye’de akademinin kendisi tarafından bu sorunlar üzerine yeterince düşünülmemiş olması da, bizi “akademi” gibi başlık seçmenin gerekliliği ve güncelliğine ikna eden etmenlerden biri oldu. Bir aygıt ve mekanizma olarak akademinin işleyişindeki aksaklıklara, sorunlara, “akademik” bir dergide dikkat çekmeyi denemek istememiz ise, kendimizi söz konusu işleyişin tamamen dışında konumlandırabildiğimizden ya da akademiye her şeyin üzerinde kendinden menkul bir kurtarıcılık, saf bir hakikat anlatıcılığı rolü atfetmemizden değil, ama onda hâlâ eleştiri ve sorgulama vasıfları aracılığıyla bir toplumsal gerçekliğe etki edebilme imkânı görmemizden ileri gelmektedir. Zayıf da olsa böylesi bir umut ve beklenti bile, bize göre, akademiye dair entelektüel bir ilgi ve merakı ‘güncel’ kılmaya yeterlidir.

Dosyadaki yazıların çoğu, sosyal bilimin bizce olmazsa olmaz özelliklerinden biri olan, inceleme nesnesine yabancılaşmama, hem içeride hem dışarıda kalabilerek söz söyleyebilme zorluğunun üstesinden gelerek, Türkiye’de akademinin ahvalini ciddiyetle düşünmeye davet eden yazılar olarak şekillendi. Burcu Şentürk, “Çokuz ama Yokuz: Türkiye’de Akademisyen Kadınlar Üzerine Bir Analiz” başlıklı yazısında kadın akademisyenlerin Akademi’deki varlıklarını tarihsel ve sosyolojik bilgilere başvurarak analiz ediyor. Esra Çolak, “Akademide Güvencesiz Çalışma: Araştırma Görevlilerinin Deneyimleri” başlıklı yazısında asistanların güvencesizleştirilme sürecini yaptığı görüşmelerden  faydalanarak ortaya koyuyor. Göksu Uğurlu, “Emek Hareketinde Yeni Arayışlara Bir Örnek: Piyasalaşan Akademide Asistan Dayanışmaları” başlıklı yazısında,  emek mücadelesinin krize girdiği bir dönemde sendikal mücadeleye eleştirel bir perspektif ile bakarak piyasalaşan akademideki yeni mücadele biçimlerine ışık tutuyor. Bilgen Kükner, “Bir Hak Olarak Akademik Özgürlük” başlıklı yazısında, akademik özgürlüğü hukuki açıdan ele alarak, ülkemiz ve dünya anayasalarından örneklerle akademik özgürlüğün tarihi ve içeriği hakkında önemli bilgiler veriyor. Akademi dosyası için seçtiğimiz ve Ezgi Demir Oralgül’ün çevirdiği, Immanuel Kant’ın Fakülteler Çatışması adlı ünlü eserinin “Fakültelerin Birbirleriyle İlişkileri” başlıklı birinci bölümünde, hukuk, tıp, ilahiyat ve felsefe fakültelerinin doğuşu ve bu fakültelerin birbirleri karşısındaki konumlanışları ile devlet, bilim ve halk arasındaki ilişki üzerinden üniversite idesi tartışılıyor. Birkaç yüzyıl önce kaleme alınmış bu metinde yer alan tespitlerin ‘güncelliğine’ şahit olmanın okuyucularımızı da bizler kadar heyecanlandıracağını umuyoruz.

Dosya dışı bölümümüzde ise, Eylem Yenisoy Şahin “Badiou’nun Hakikat Kuramı” adlı yazısında, Badiou’nun eserlerinde hakikat kavramının nasıl irdelendiğini düşünürün farklı yapıtlarından yola çıkarak karşılaştırmalı bir biçimde ele alıyor ve düşünürün hakikat kuramına ilişkin farklı bir yorum sunuyor. Yine bu bölümde, son olarak, Chiara Bottici’nin Spinoza üzerinden “siyasal imgelem”in gücüne dikkat çektiği “Başka Bir Aydınlanma: Spinoza’da Mit ve İmgelem” adlı yazısı Nurbânu Karataş’ın çevirisiyle yer alıyor.

İyi okumalar diliyoruz.

 

Editörler

Toros Güneş Esgün

Murat Öngel

Serhat Celâl Birdal

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top