Adalet Bilimi Olarak Hukuk Bilimi (çev. Mustafa Başar)

Özet

Hukuk bilimi bir çeşit oryantasyon krizi içindedir.  Kanıtı ise, temel olarak kendi kendisiyle meşgul olmasıdır. Zira normatif anlamda denetim otoritelerinin konçertosunun yorum egemenliği çerçevesinde köktenci bir rekabet içinde bulunması bunu haklı çıkarmaktadır: Hukuk bilimi ekonomi, politika bilimi, etik ve diğer bilişsel bilimler gibi normatif söylemin (ve dolayısıyla politik-medya) önemi üzerine tartışma yürütmektedir.  Bu sebeple bahsedilen temel süreç içinde hukuk biliminin biçimsel-teorik düzleme sert bir biçimde geri çekilmiş görünmesi şaşırtıcıdır. Bu durum “hukuk bilimi teorisi” olarak adlandırılan güncel bir tartışmayla örneklendirilmektedir. Aşağıda takip eden katkı buna mukabil bir nokta olarak addedilir: Bu nokta hukukun, ancak kanunu maddi anlamda kesintiye uğratmaksızın kontrol etme iddiasını ayakta tutabildiği oranda ciddiye alınacağını varsaymaktadır. Buradan hareketle hukuk felsefesi bağlamında daha güçlü bir bakış açısı savunulmaktadır. İnsana özgü spesifik durumdan (‘condicio humana’) hareketle doğru (ve dolayısıyla bağlayıcı olan) hukukun meşrulaştırılıp meşrulaştırılamayacağı – ve de bir bilim olarak hukuk için bundan ne gibi sonuçların çıkarılabileceği sorusu açıklığa kavuşturulur. 

Anahtar Kelimeler: Adalet bilimi; hukuk bilimi teorisi; hukuk antropolojisi; condicio humana.

 

Abstract

Jurisprudence is in the midst of an orientation crisis. The proof is its engagement only with itself, as a basis. In addition, the concert of inspection authorities in normative terms legitimizes their fundamental competitive posture within the interpretation sovereignty. Jurisprudence deals with a dispute about the importance of normative discourse among economy, political science, ethic and the other cognitive sciences (consequently politics-media). That’s why it is surprising that the jurisprudence seems to be withdrawn to a formal-theoretical platform sharply in this fundamental process. It exemplifies the popular debate called “The Jurisprudence Theory”. The following contribution below is regarded as a counterpoint: It assumes that the jurisprudence can only be taken seriously as long as it maintains its assertion to control law without concrete interruption. Thus a stronger point of view is justified within the context of philosophy of law.  Based on a specific human condition (condicio humana), the question whether the right law (thus the binding law) can be legitimised or not and the results that can be concluded by the jurisprudence as a science are clarifed. 

Keywords: Science of Justice; The Jurisprudence Theory; Legal anthropology; condicio humana

 

Bu web sitesinde yayınlanan yazıların tüm hakları ViraVerita.org'a aittir. Kaynak gösterilmesi durumunda dahi yazının tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
Go to top